Doğunun İncisi Van ve Glutensiz Seyahat üzerine...

İshak Paşa Sarayı

 Kurban Bayramının 2. gününden selam olsun sizlere Çölyakdaşlarım!

İshak Paşa Sarayı

Son yazım Paris üzerineymiş, Paris- Van arası hayat yolculuğumda da çok şey değişmiş, şimdi elimde bilgisayarla oturunca farkettim. Son 4 yıldır, hayatımda 1-2 radikal iniş-çıkış dışında aslında her şey çok sabit, çok aynı gibi görünürken, ufak ufak değişiklikler sürprizsiz, alıştıra alıştıra gelmiş. Neyse kişisel gelişimimi bir yana bırakırsak, seyahat ve keşfetme arzumda değişen bir şey yok. Bu heves beni Mayıs ayının sonunda Van'a götürdü.



Her şey canım arkadaşım Ceyda'nın bir kaç ay öncesinden "Selin, ben Van'a gitmek istiyorum, daha doğrusu Doğu'yu görmek istiyorum, hadi tur bakalım" demesiyle başladı. Ceyda Amerika'da yaşıyor ve senede 1 kere Türkiye'ye geliyor. Aynı zamanda beraber seyahat etmeyi en çok sevdiğim gerçekten çok az sayıdaki insandan biri :) Kiminle seyahat ettiğiniz gerçekten önemli, insan insanı ya içki sofrasında ya seyahatte tanırmış ya (bence kavgada, ayrılıkta falan da tanınır ama neyse)

Ahlat


Normalde turla 25-30 kişi koştur koştur gezmeyi sevmiyoruz ama, butik turlar dolu ve normal turların 2,5 katı falan fiyatında olduğu için, çok fazla seçme şansımız olmadı. Setur'da yer bulduk ve hemen satın aldık. 

Ahlat



İnşallah çok kalabalık olmayız, ve huysuz insanlar olmaz derken, havaalanında turda toplam 6 kişi olduğumuzu öğrendik. 6 kişi için tur yapan Setur'a buradan teşekkürler, normal şartlarda iptal edilir çünkü.




2  gece 3 günlük gezimiz Iğdır'dan başladı, İshak Paşa Sarayını tüm ihtişamıyla gezerken biz çoktan kendimizi coğrafyanın büyüsüne kaptırmıştık. Muradiye şelalesi, Erciş balık bendinde inci kefallerinin göç çabası, Ahlat'ta Selçuklu mezarlarının hikayeleri derken Tatvan'a vardık ve ilk gece Crater Hotel'de kaldık. 

Nemrut Krater Gölü
2. gün önce Nemrut krater göllerini ziyaret ettik sonrasında, Akdamar adasına gitmek üzere Gevaş'a gittik, gelinciklerin arkasında Artos Dağı, önünde Van gölü (yerliler deniz diyor) yine büyülendiğimiz manzaralardan biri olarak zihnimize kazındı. Akdamar vapurunda minik sineklerin saldırısına uğrayarak geçirdiğimiz yaklaşık 35 dk. ardından adaya ulaştık.

Akdamar adası gerçekten çok güzel ve görülmesi gereken yerlerden biri, manzara ayrı güzel, içindeki Kutsal Haç Kilisesi ayrı güzel. Akdamar adasının asıl isminin " Ahtamar" olduğu bununda gerçekte " ah Tamara" dan gedliği rivayetlerden bir tanesi, hikayesi biraz Romeo& Juliet gibi, heyecanını kaçırmamak için daha fazla detay vermeyeceğim, siz isterseniz araştırıp okuyabilirsiniz. 

Kutsal Haç Kilisesi
Akdamar adasından manzara





Gevaş

2. akşam konaklamamız Van Elite World Hotel'deydi oldukça memnun kaldık. 

3. gün Van kahvaltısı için ünlü Sütçü Fevzi'ye gittik ama neden ünlü olduğunu ben pek anlayamadım auheuehueheb... Son gün seyahatin en sürprizli anlarından birini yaşadık. Urartu sarayı kalıntılarını gezmek üzere Çavuştepe'ye gittiğimizde bizi 84 yaşındaki Mehmet amca karşıladı. Mehmet amca yaklaşık 60 sene önce, bölgede çalışan bir profesörle tanışıp, tarihe ve arkeolojiye ilgi duymaya başlıyor, profesörün saçmlaama sen ilkokul mezunusun demesine aldırmadan, Urartu'ca öğrenmeye çalışıyor. 3 yıl sonunda tamamen kendi imkanıyla Urartu alfabesini çıkarıyor ve Üniversiteler tarafından çıkarttığı bu alfabenin doğruluğu da onaylanıyor. Kendi kendine Urartu'ca öğrenmiş yani. Urartu ve Ararat aslında aynı şeymiş bu arada, ikisi de dağ demek. Hatta Urartulara bu ismi Asurlar vermiş, dağlı anlamına geliyor ve biraz aşağılama için kullanılıyormuş. Urartular, bunlara çok gıcık oluyormuş, gelin dağa medeniyet görün vizyonsuzlar deseler de, yine de yazıyı onlardan almışlar. Bu da tarihten küçük bir dedikodu :)




Mehmet Amca ve Urartu yazıtları


Mehmet amca bize saray kalıntılarını gezdirip, Urartulardan kalan duvar yazılarını tercüme ettiğinde, o anda hayatta olduğum, böyle bir ana şahitlik ettiğim için şükrettim. İçine hapsolduğumuz küçük hayatların, konfor alanlarının dışına çıkıp, farklı coğrafyalar ve insanlar tanımak beni hayata karşı inanılmaz bir ilham ve motivasyonla dolduruyor. Ayrıca cennet vatana her seferinde biraz daha aşık oluyorum.

Çavuştepe'den Van merkeze geçerek, Van kalesi ve müzesini gezdik ki, ikisi de görülmesi gereken yerlerden. Kültürel açıdan bu kadar beslenmişken biraz alışveriş deyip, Arubani Bedesteninde el yapımı, otantik takılara bakmaya gittik. Beğendiğim takılar 25-32 bin TL arasında olduğu için bedestenden elim boş çıktım :( Hemen yanındaki Van Kedi evi ise çok büyük bir hayal kırıklığıydı. Güya kediler koruma altındaymış, içeriye girip sevmek isterseniz 20 TL veriyorsunuz. Dışarıdan şöyle bir bakayım dedim, zavallı hayvanlar sokak kedisinden hallice, hayattan bezmiş şekilde, şuursuz misafirler ve onların daha da şuursuz çocuklarından kaçmaya çalışıyorlar. Bi ara kendimi tutamayıp, yerde yatan kediyi ayağıyla dürten çocuğa " heööyyy " diye bağırdım. Eğitim ailede başlıyor maalesef ve benim bu milletle ilgili pek ümidim yok. Bu tabi sadece kediyle ilgili değil takdir edersinizki... Sonuçta koruma altında olması gereken kedilere çok üzüldüm, bizim sitedeki kediler daha mutlu ve butlu bir hayat yaşıyorlar... 


Akdamar adası kilise

Eğitim ailede başlıyor dedim ya, bu sokağa çöp atmak, hayvanlara, insanlara davranışlar, sıraya girmek, toplum içinde bağırarak konuşmamak, ya da kişisel hijyene dikkat etmek misal; bunlar maalesef kariyerinizden, sıfatınızdan bağımsız aile terbiyesiyle verilmesi gereken eğitimler. Seyahatta tanıştığımız, 2 genç, güzel ve yüksek eğitimli kadın, bütün seyahat boyunca, giydikleri "naylon" havalı blüzlerden ötürü olsa gerek, o kadar kötü ter koktular ki, kaçacak yer aradık... bu da başka bir dedikodu ya da kamu spotu olsun artık... Terlemek çok insani, hele sabahın köründen, akşama kadar koşturmalı gezilerde vs, ama günlük duş alarak, deodroant, ve pamuklu temiz kıyafetlerle en azından, koku sorununu gidermek te elimizde ;)

Gelelim yeme içme konusunda "neler yaptım" a;

1. Gün uçağımız sabah 6:30 daydı ve iç hatlarda glutensiz seçenek olmadığı için, evden sandviç yapıp yanıma aldım. Öğlen yemeğini Doğubayazıt Ararat Restoran'da yedik. Seyahat boyunca tavsiye edilen yöresel yemekler hemen hemen aynıydı ve genellikle buğday ya da bulgur içeriyordu. Ararat restoranda şansıma bildiğimiz dümdüz kavurma ve et suyu ile hazırlanmış pirinç pilavı buldum, sevdiğim bir ikili olduğu için, sofradan doymuş ve memnun kalktım. Akşam yemeğini Crater Hotel'de aldık, maalesef fiks menü hazırlanmıştı, şehriyeli pilav, köfte ve baklavayla glutenli bir menüydü. Ricam üzerine bana hemen tavuk ızgara ve çoban salata hazırlandı, zaten diyette olduğum için, bu hafif seçenek işime de geldi. Size de minik bir uyarı; ben üşendim, siz üşenmeyin ve gideceğiniz otellere önceden çölyak olduğunuzu, yemekte ne gibi seçenekleriniz olabileceğini sorarak bilgi verin.


İç Pilavlı Kuzu Tandır
2. gün aynı otelde açık büfe kahvaltıda, haşlanmış yumurta, peynir ve söğüş ile yine risksiz ve klasik bir kahvaltı alarak yola devam ettik. Öğle yemeğini Gevaş'ta vapura binmeden hemen önce, göl kıyısında aldık. Oraya özel bir şey yemek istediğim için, ızgara inci kefali aldım. Tatlı su balığı olduğu için sanırım, çok lezzetsiz geldi, öncesinde salata ve çok lezzetli acılı ezmeden tırtıkladığım için, günü kurtardım. Akşamına artık Van'a geldik, Urartu Han isimli bir restoranda akşam yemeği yedik. Ortam çok güzel, çok şıktı, mekanı çok beğendim. Van'ın klasik yöresel yemeklerinden örnekler vardı menüde. Yine buğdayla yapıldığı için, bana en uygun yemeği, iç pilavlı kuzu tandırı seçtim. İç pilav yediğim en iyi pilavlardandı. Hatta önümüzdeki günlerde evde yapıp, tarif paylaşacağım ;) İç pilavı basmati pirinçle, et suyuyla yapmışlar içinde gluten içeren bir şey yoktu. Tabiiki içindeki baharatın markasını sormadım, ama özel durumlar dışında, karabiberden, kekikten glüten bulaşı olacağına inanmıyorum. O yüzden özellikle seyahatlerde içerik sorgulayarak yemek yiyorum ;)



İshak Paşa Sarayı

3. gün otelimiz Elite World'de açık büfe gayette zengin bir kahvaltı olmasına rağmen, kusur kalmayalım diye, göl kıyısında Van kahvaltısına gittik. Sütçü Fevzi dediğim gibi oranın ünlü yerlerinden ama ben bu ün için pek sebep göremedim. Mekanın yeri tabi güzel. Kahvaltı zengin, masaya siz söylemeden bin tane tabak getiriyorlar ama ben zaten o konsepti sevmiyorum. 6 kişi için minicik bir menemen ve kavurmalı yumurta bence azdı mesela, Bir de ben zaten ortamı görmek için gittim; masaya gelenlerden sadece, soğumuş yumurtaları ve hafif diri kalmış patates kızartmasıyla, söğüşü yiyebildim. Diğer tabakları, taze pideyle, başkaları gömdüğü için, patates kızartmasını bana bıraktılar sağ olsunlar :) Sonuçta çok çok daha iyilerini yemiş olsam da, kahvaltı sonunda karnım doydu mu? E valla doydu... 

Geç kahvaltı sonucu öğle yemeğini de geç yedikki, uçakta sandviç yiyemeyeceğim için, ya acıkırsam stresim böylece geride kaldı. Öğle yemeği için bu sefer Van'ın bir diğer güzel ve yöresel restoranı Şehrivan'a gittik. Ben yine iç pilavlı kuzu yedim, yine çok beğendim. Yeme içme dosyası böylece kapandı ama şu 2 konuyu özellikle sona bıraktım;

1- Elite World hotelde, şansımı denemek için glutensiz ekmek var mı diye sordum. amacım, varsa, son gün açık büfeden bir sandviç yapıp çantama atmak, çünkü uçağımız akşamdı ve uçakta glutensiz ikram yoktu. Normalde çölyaklılar için dondurucuda glutensiz ekmek sakladıklarını, ama bir kaç gün önceki temizlikte ekmeklerin bozulduğunu söylediler (dolaplar temizlenmek için fişten çekilmiş vs) Ben neyse derken, bütün otel seferber olup bana Van'da glutensiz ekmek aradılar, sonuçta ertesi sabah özür dileyip bulmadıklarını söylediler ama bu bana ders oldu; önceden e-mail atsaydım, ayarlanabilirdi gayet ;) O yüzden ben üşendim, sen üşenme çölyaklı, nereden ne çıkacağı hiç belli olmuyor.

2- Nereden ne çıkacağı belli olmuyor demişken, biz son gün ben ne yiyeceğim (hayatımızın sorusu ve en tedbirli olmamız gereken konu) telaşında araştırma yaparken, Van Edremit ilçesinde (ki bir gün önce gezip fotoğraflar çektik) Glutensiz Cafe olduğunu öğrendik. Maalesef ben ziyaret edemedim ama yolunuz düşerse mutlaka uğrayın, fotoğraflarda çok güzel poğaçalar falan vardı.

Neyseki bir seyahati daha güvenle ve aç kalmadan tamamladım. Benim son notlarım şunlar;

- Van gündüz sıcak, akşam soğuk, ilkbaharda özellikle mutlaka bir mont, ceket, hatta ince bir şal alın. Ben şalımı, atkı, şal ve hatta bandana olarak kullandım :) Akdamar adasında sıcak inanılmazdı hepimiz amele yanığı olduk mesela.. o yüzden gün içinde değişen sıcaklığa göre adapte edebileceğiniz ve lütfen "PAMUKLU" kıyafetler giyin.

- Yanınıza illaki nakit para alın, nerede lazım olacağını bilemezsiniz.

-Mevsime göre güneş kremi, el& ayak kremi, yara bandı, ishal, grip, alerji ilaçları yine unutmamanız gerekenlerden ;)

- Yani tarihi, kültürel yerleri gezerken, kaymaz bir spor ayakkabı giymeniz elbette mantıklı olan. Sandalet ya da topuklu ayakkabı mantıklı mı sizce, yani sadece soruyorum ?

Nemrut Krater Gölü

- minik bir sırt çantası + hafif bir bel çantası benim en sevdiğim kombinasyon, telefon, cüzdan önde, şal, su vs sırtta, çok pratik oluyor.

- Sırt çantası olmazsa olmazlarından tabiiki glutensiz atıştırmalık, kurabiye, kraker, kuru meyve, yemiş vb

- Tur programındaki yerleri önceden google'layıp fikir edinmek te güzel fikir. Bizim şansımıza küçücük grubumuza eşlik eden rehberimiz arkeoloji mezunuydu ve gittiğimiz her yerde harika bilgiler verdi bize.

Bir sonraki gezim ne zaman, nereye olur bilemiyorum ama, gerek yurt içi, gerek yurt dışı, başka dünyaları, başka insanları ve hikayelerini görmek, öğrenmek bana yaşadığımı hissettiriyor... Bir sonraki maceraya kadar hoşçakal çölyaklı!


Yorumlar

Popüler Yayınlar