Glutensiz Hafif Pizza ya da Patlıcanlı Makarna! İşte bütün mesele bu!
Romantik eylül'ün ilk gününden selam olsun sana çölyaklı!
Sana bu satırları, çok sevgili dükkanımdan, bir elimde limonlu çayım, kulağımda apartmandan gelen matkap gürültüsü, hoparlörden yükselen The Doors "love me two times" şarkısı eşliğinde, ucu kopmuş parmağımla yazıyorum. İlla bi piçlik yapıcam tutamıyorum kendimi ahahgahgahag... Evet yine koptu ya şaka gibi... Geçen sene Nisan ayında yemek yaparken sol elimin işaret parmağını aynı bööle fileto gibi uçurmuştum, komikli bi hikayem vardı onla ilgili (http://glutenfreakchef.blogspot.com.tr/2013/04/glutensiz-nutellal-super-kolay-sufle.html )
İnanamayacaksın ama, geçen seferkinden daha salakça, tam "final destination" filmine yakışır biçimde kestim parmağımı ya... hemde kıçı kırık meyve bıçağıyla, o da ne keskinmiş arkadaşım yaa... MSA'dan bize verdikleri (yani 500 küsur TL'ler verip aldığımız aslında) bıçak setinden evdeyken çok ta kullanmadığım bir parça... sen o küçücük boyuyla parmağımın tombul kısmını uçur! Bak bak bak... hırsa bak! Buradan hemen hayat dersi çıkartıcam; hayatta da böyle, çok atıp tutan, seni bööle yaparım, ben şööle şahaneyim diyenden değil, böyle kenara atılmış, ciddiye alınmamış, küçük kin küpü tiplerden korkacaksın arkadaş! Yılların ezikliğiyle, sorunlarının sebebini sana yıkar bu, onun elde edemediğini sen elde etmişsindir mesela ama onun isteyip istemediğinden haberin bile yoktur. Bi şekilde ya sessiz kalmıştır, ya senin haberin olmamıştır, vs. Yok bu onu hırs yapar, senle ilgisi olmasa da sen ona bilerek birşey yapmasan da, o seni kendine düşman bellemiştir bir kere... Ama sana açıkça bok ta atamayacağı için dost görünür, içinden uyuz olur. He böyle tipler senin ona uyuz olduğun hissini yayarlar, ya anlamıyorum bana bööle dedi mık mık mık diye dolaşırlar ortada ki, psikolojide buna "yansıtma" diyoruz. Yani kendi negatif duygularını itiraf etmeye (muhtmelen çevre baskısından dolayı) çekindiği, utandığı için, o negatif duygular sanki senden çıkıyormuş gibi davranırlar misal, seni kıskandığını söyleyemeyen tipin, ya ama falanca beni çok kıskanıo benceeeeee demesi gibi. Ay bir bıçaktan nerelere geldim... Diyeceğim o ki bıçaklarınıza iyi davranın, sonra böyle kendilerini ispatlamak için gözünüzün yaşına bakmadan kesiyorlar sizi, etrafınızda ezik görünüp arada arıza veren tipler vardır illa, onlardan da uzak durun, onların da kenara atılan meyve bıçağından farkı yok, haberiniz olsun ;)
Ay bak yazasım gelmiş bugün sadede gelemiyorum :) Cumartesi günü, sabahın köründe bir neşe bir heyecan koştum geldim dükkanıma yine. İnsanın sevdiği işi yapması böyle birşeymiş işte, Allah hepinize nasip etsin diyeceğim, büyük bir motivasyon kaynağı :) Başka iş olsa muhtemelen çok ciddi küfür ediyor olurdum. Neyse, böyle bir mutluyum heyecanlıyım sebebiyse, ilk defa yapacağım 2 tür pastayı bitirip teslim edeceğim, haftalarca kafamda kurmuşum öyle mi yapsam, böylemi yapsam, ama yapı itibariyle önceden yapabileceğim hazırlıkları yok, bütün dekorasyon işlerini o sabah bitirip, öğlen gibi teslim edeceğim falan. Pastaları teslim edip gezmeye gideceğim, sabah sabah süslenmişim, kahvaltımı dükkanımda yapmışım, herşey şahane yani.
Sonra tam 3 boyutlu cipimi, şeker hamuruyla kaplayacağım derken,( kenardan sarkan fazla hamurları kesicem, pastamı düzgünce kaplayacağım,) tezgahın üzerinde çeşitli alet edavatlarım duruyor, önce yuvarlak pizza bıçağıma baktım, tam elimi atıyordum, bu kıçı kırık tırtıklı meyve bıçağı gözüme ilişti; o 2 cm daha yakındı onu aldım. Sonra hamuru keserken, nasıl başardıysam, baş parmağımı da araya kaynatıp, ucunu"kırrt" efektiyle kestim. O kadar çabuk oldu ki, hassiktir diyemeden elimi suya soktum peçeteye sardım falan, haydeeeee yine koş acile! Daha önceden biliyorum çünkü başıma gelecekleri, Allahtan hastane 200 mt falan ilerde. Önce bakındım eczanelere, kendim pansuman yaparım belki diye, geçen senede işaret parmağıma aynı şey olduğu için, az çok biliyorum, dikişlik değil ama 1 hafta acıyacak falan. Neyse eczaneler kapalı, (30 Ağustos), hastanenin aciline attım kendimi, uslu uslu kenarda bekliyorum ama peçeteyle bütünleşmişim elimi sıkmaktan falan. Salak saçma evrak işlemi beklerken , önce doktor görsün vs. dendi, 10 dk boşuna bekledikten sonra, süt dökmüş kedi yavrusu ifadesiyle parmağımı kestim abileeeer, pansuman yapaaarmıssınızzzzz diye girdim içeri. Ne biçim elemansa, Dr. kılıklı bi adam bakayım bi deyip, "ayyyyy! ben genel cerrahı çağırayım dikişlik bu!" dedi. Geçen maceramı okuduysan dikiş kelimesini duyunca nasıl tepki verdiğimi biliyorsun. Lan dedim Dr. bööle fena tepki verip, "genel cerrahı" çağırıyorsa bu sefer çok afedersin "boku yedin" Selin. (burda aslında tutmakla ilgili daha ayıp bi deyim kullanacaktım ama, terbiye sınırlarınızı zorlamiim dedim, sen anladın onu çölyaklı). Ben böyle durumlarda nedense fazla soğuk kanlı oluveriyorum, sanırım ağlayıp sızlanmaya, mızmızlanmaya çok alışık olmadığım için, tepki vermem biraz uzun sürüyor. Normalde başka bi kız olsa, ayılıp bayılır, hastaneyi birbirine katardı, ben parmağımı tutmuş sıra bekliyorum falan. İçimde fırtınalar kopuyor o ayrı. Genel cerrahı beklerken, yüzümde amk. böyle dünyanın ifadesiyle, alt dudağım titrek, gözlerime dolan yaşlarla, endişeyle etrafa bakındım falan. Neyse Dr. geldi, aa parça kopmuş zaten dikilcek bişi yok dedi (ben demiştim zaten rahatlaması), tentürdiyot, başka tuhaf bişiler, antibiyotikli krem ve bolca sargıyla beni yolladılar. Bu arada özel sağlık sigortam hata verdiği için bir pansumana dünya para ödemiş olmakta ağlama hissimi katmerlendirdi o ayrı bir konu. Sargılı ve sızlayan parmağımla dükkana geldiğimde, uluya uluya ağlama eğilimindeydim açıkçası, ama öğleden sonra gezmeye gideceğim için, makyajımın akmasını istemedim, ne yapayım bende böyle bir insanım. Onun yerine aldım bi paket mentollü sigara, kendimi şımarttım. Evet sigara kötü birşey ve içmemeliyiz, bende 6 sene önce bugün bırakmıştım aslında, ama bazen hayat çok üstüme gelip beni gıcık ettiğinde, ya da sadece canım yaramazlık yapmak istediğinde, bi kaç tane içiyorum. Yapabildiğim en kötü, en yaramaz şey bu çünkü :( Neyse, ben bir parmak eksik şekilde, pastalarımı bitirdim, teslim ettim, makyajımı bozmadan gezmeye de gittim, parmağımada kaş göz çizip, rujlu abla yaptım, adını da İsabel koydum :)
Bu sabah bandajı çıkarıp, Dr.un verdiği merhemi sürdüm, yaranın kabuk tutmasını bekliyorum. Neyseki mutfakla pek işim yok ta bugün oturdum blog yazdım falan. Sende takdir edersin ki, elinde açık yarayla yemek yapamayacağım için, mutfağa geçerken tekrar bandajla sarmam gerekecek zavallı parmağımı.
Bu arada tek tesellim de; Allah'tan aşçı olmamışım pastacı yerine. Onların kullandığı bıçakların yanında bizimkilerin lafı bile olmaz. Yok balıktan fileto çıkar, vay efendim bonfilenin sinirlerini yağlarını temizle vs vs. Şimdiye dek çoktan kolum falan gitmişti tövbe estafurulla... Zaten İlk bıçak kullanma teknikleri dersinde de, bizim sınıftan elini ilk kesen ben olmuştum, hemde Şef bakalım ilk elini kesen kim olacak dedikten takribi 3,5 dk. sonra :)
Neyse bu da böyle bir olaydı geldi geçti, negatif enerjiye bağlıyorum ben bunu, bi ara ada çayı yakıcam tütsüliicem dükkanı ama, anam o da nasıl kötü kokuyor, pastacı dükkanını öyle kokutup mahalleliyi de kaçırmak işime gelmiyor vallahi... Başka yöntemlerim var negatif enerjiden korunmak için, b planına geçeyim en iyisi :)
Mahallenin pastacısı ve cadısı ehieheiehei :)
Neyse gelelim bugünkü tariflerime, iki ayrı blog yazmaya üşendiğim için iki tarifi de bu yazının altına çakıcam, hepimiz mutlu olacağız :). Aslında yazacak anlatacak ta çok şey var, yani yazdıkça yazasım, bazılarınızı itin poposuna sokasım var, sonra düşününce bazı şeylere ya da tiplere bu kadar bile önem vermemek lazım bence...
O yüzden iki seçeneğin var çölyaklı; sağlıklı beslenmeye yönelmek ya da karbonhidratın dibine vurup kendini ödüllendirmek; (ne alaka?! yaaaa...) Diyorum ki, 1 Eylül Pazartesi, yeni şeylere başlamak için şahane bir gün, sigarayı bırak mesela, spora başla, diyete başla, hadi diyet yapma da mesela de ki kendi kendine; 1 ay boyunca hergün 2 lt su içicem, ya da 1 ay abur cubur yemiicem, şekeri bırakıcam vs. Bi dene bakalım vücudunda ne değişecek. Ben yine 2 kg almışım mesela, azıcık detoks moduna girip, muhtemelen ödem olan o 2kg yu vermeye çalışıcam inşallah. Detoks demiyorum ama, detoks modu diyorum bak :) Daha çok sebze, meyve, daha az hamur işi, bol su, yeşil çay vs. Hazır havalar azcık serinlemişken, akşamları yürüyüşlerime başlarım belki, ayy hadi işalla . Her sabah gaza gelip, akşam eve yorgun argın dönünce, 8 de uyuyasım geliyor. Belki bugün o döngüyü kırarım :)
O zaman sağlıklı moda geçmek istiyorum diyenlere gelsin;
Karabuğdaylı Hafif Pizza:
Sana bu satırları, çok sevgili dükkanımdan, bir elimde limonlu çayım, kulağımda apartmandan gelen matkap gürültüsü, hoparlörden yükselen The Doors "love me two times" şarkısı eşliğinde, ucu kopmuş parmağımla yazıyorum. İlla bi piçlik yapıcam tutamıyorum kendimi ahahgahgahag... Evet yine koptu ya şaka gibi... Geçen sene Nisan ayında yemek yaparken sol elimin işaret parmağını aynı bööle fileto gibi uçurmuştum, komikli bi hikayem vardı onla ilgili (http://glutenfreakchef.blogspot.com.tr/2013/04/glutensiz-nutellal-super-kolay-sufle.html )
İnanamayacaksın ama, geçen seferkinden daha salakça, tam "final destination" filmine yakışır biçimde kestim parmağımı ya... hemde kıçı kırık meyve bıçağıyla, o da ne keskinmiş arkadaşım yaa... MSA'dan bize verdikleri (yani 500 küsur TL'ler verip aldığımız aslında) bıçak setinden evdeyken çok ta kullanmadığım bir parça... sen o küçücük boyuyla parmağımın tombul kısmını uçur! Bak bak bak... hırsa bak! Buradan hemen hayat dersi çıkartıcam; hayatta da böyle, çok atıp tutan, seni bööle yaparım, ben şööle şahaneyim diyenden değil, böyle kenara atılmış, ciddiye alınmamış, küçük kin küpü tiplerden korkacaksın arkadaş! Yılların ezikliğiyle, sorunlarının sebebini sana yıkar bu, onun elde edemediğini sen elde etmişsindir mesela ama onun isteyip istemediğinden haberin bile yoktur. Bi şekilde ya sessiz kalmıştır, ya senin haberin olmamıştır, vs. Yok bu onu hırs yapar, senle ilgisi olmasa da sen ona bilerek birşey yapmasan da, o seni kendine düşman bellemiştir bir kere... Ama sana açıkça bok ta atamayacağı için dost görünür, içinden uyuz olur. He böyle tipler senin ona uyuz olduğun hissini yayarlar, ya anlamıyorum bana bööle dedi mık mık mık diye dolaşırlar ortada ki, psikolojide buna "yansıtma" diyoruz. Yani kendi negatif duygularını itiraf etmeye (muhtmelen çevre baskısından dolayı) çekindiği, utandığı için, o negatif duygular sanki senden çıkıyormuş gibi davranırlar misal, seni kıskandığını söyleyemeyen tipin, ya ama falanca beni çok kıskanıo benceeeeee demesi gibi. Ay bir bıçaktan nerelere geldim... Diyeceğim o ki bıçaklarınıza iyi davranın, sonra böyle kendilerini ispatlamak için gözünüzün yaşına bakmadan kesiyorlar sizi, etrafınızda ezik görünüp arada arıza veren tipler vardır illa, onlardan da uzak durun, onların da kenara atılan meyve bıçağından farkı yok, haberiniz olsun ;)
Ay bak yazasım gelmiş bugün sadede gelemiyorum :) Cumartesi günü, sabahın köründe bir neşe bir heyecan koştum geldim dükkanıma yine. İnsanın sevdiği işi yapması böyle birşeymiş işte, Allah hepinize nasip etsin diyeceğim, büyük bir motivasyon kaynağı :) Başka iş olsa muhtemelen çok ciddi küfür ediyor olurdum. Neyse, böyle bir mutluyum heyecanlıyım sebebiyse, ilk defa yapacağım 2 tür pastayı bitirip teslim edeceğim, haftalarca kafamda kurmuşum öyle mi yapsam, böylemi yapsam, ama yapı itibariyle önceden yapabileceğim hazırlıkları yok, bütün dekorasyon işlerini o sabah bitirip, öğlen gibi teslim edeceğim falan. Pastaları teslim edip gezmeye gideceğim, sabah sabah süslenmişim, kahvaltımı dükkanımda yapmışım, herşey şahane yani.
Sonra tam 3 boyutlu cipimi, şeker hamuruyla kaplayacağım derken,( kenardan sarkan fazla hamurları kesicem, pastamı düzgünce kaplayacağım,) tezgahın üzerinde çeşitli alet edavatlarım duruyor, önce yuvarlak pizza bıçağıma baktım, tam elimi atıyordum, bu kıçı kırık tırtıklı meyve bıçağı gözüme ilişti; o 2 cm daha yakındı onu aldım. Sonra hamuru keserken, nasıl başardıysam, baş parmağımı da araya kaynatıp, ucunu"kırrt" efektiyle kestim. O kadar çabuk oldu ki, hassiktir diyemeden elimi suya soktum peçeteye sardım falan, haydeeeee yine koş acile! Daha önceden biliyorum çünkü başıma gelecekleri, Allahtan hastane 200 mt falan ilerde. Önce bakındım eczanelere, kendim pansuman yaparım belki diye, geçen senede işaret parmağıma aynı şey olduğu için, az çok biliyorum, dikişlik değil ama 1 hafta acıyacak falan. Neyse eczaneler kapalı, (30 Ağustos), hastanenin aciline attım kendimi, uslu uslu kenarda bekliyorum ama peçeteyle bütünleşmişim elimi sıkmaktan falan. Salak saçma evrak işlemi beklerken , önce doktor görsün vs. dendi, 10 dk boşuna bekledikten sonra, süt dökmüş kedi yavrusu ifadesiyle parmağımı kestim abileeeer, pansuman yapaaarmıssınızzzzz diye girdim içeri. Ne biçim elemansa, Dr. kılıklı bi adam bakayım bi deyip, "ayyyyy! ben genel cerrahı çağırayım dikişlik bu!" dedi. Geçen maceramı okuduysan dikiş kelimesini duyunca nasıl tepki verdiğimi biliyorsun. Lan dedim Dr. bööle fena tepki verip, "genel cerrahı" çağırıyorsa bu sefer çok afedersin "boku yedin" Selin. (burda aslında tutmakla ilgili daha ayıp bi deyim kullanacaktım ama, terbiye sınırlarınızı zorlamiim dedim, sen anladın onu çölyaklı). Ben böyle durumlarda nedense fazla soğuk kanlı oluveriyorum, sanırım ağlayıp sızlanmaya, mızmızlanmaya çok alışık olmadığım için, tepki vermem biraz uzun sürüyor. Normalde başka bi kız olsa, ayılıp bayılır, hastaneyi birbirine katardı, ben parmağımı tutmuş sıra bekliyorum falan. İçimde fırtınalar kopuyor o ayrı. Genel cerrahı beklerken, yüzümde amk. böyle dünyanın ifadesiyle, alt dudağım titrek, gözlerime dolan yaşlarla, endişeyle etrafa bakındım falan. Neyse Dr. geldi, aa parça kopmuş zaten dikilcek bişi yok dedi (ben demiştim zaten rahatlaması), tentürdiyot, başka tuhaf bişiler, antibiyotikli krem ve bolca sargıyla beni yolladılar. Bu arada özel sağlık sigortam hata verdiği için bir pansumana dünya para ödemiş olmakta ağlama hissimi katmerlendirdi o ayrı bir konu. Sargılı ve sızlayan parmağımla dükkana geldiğimde, uluya uluya ağlama eğilimindeydim açıkçası, ama öğleden sonra gezmeye gideceğim için, makyajımın akmasını istemedim, ne yapayım bende böyle bir insanım. Onun yerine aldım bi paket mentollü sigara, kendimi şımarttım. Evet sigara kötü birşey ve içmemeliyiz, bende 6 sene önce bugün bırakmıştım aslında, ama bazen hayat çok üstüme gelip beni gıcık ettiğinde, ya da sadece canım yaramazlık yapmak istediğinde, bi kaç tane içiyorum. Yapabildiğim en kötü, en yaramaz şey bu çünkü :( Neyse, ben bir parmak eksik şekilde, pastalarımı bitirdim, teslim ettim, makyajımı bozmadan gezmeye de gittim, parmağımada kaş göz çizip, rujlu abla yaptım, adını da İsabel koydum :)
Bu sabah bandajı çıkarıp, Dr.un verdiği merhemi sürdüm, yaranın kabuk tutmasını bekliyorum. Neyseki mutfakla pek işim yok ta bugün oturdum blog yazdım falan. Sende takdir edersin ki, elinde açık yarayla yemek yapamayacağım için, mutfağa geçerken tekrar bandajla sarmam gerekecek zavallı parmağımı.
Bu arada tek tesellim de; Allah'tan aşçı olmamışım pastacı yerine. Onların kullandığı bıçakların yanında bizimkilerin lafı bile olmaz. Yok balıktan fileto çıkar, vay efendim bonfilenin sinirlerini yağlarını temizle vs vs. Şimdiye dek çoktan kolum falan gitmişti tövbe estafurulla... Zaten İlk bıçak kullanma teknikleri dersinde de, bizim sınıftan elini ilk kesen ben olmuştum, hemde Şef bakalım ilk elini kesen kim olacak dedikten takribi 3,5 dk. sonra :)
Neyse bu da böyle bir olaydı geldi geçti, negatif enerjiye bağlıyorum ben bunu, bi ara ada çayı yakıcam tütsüliicem dükkanı ama, anam o da nasıl kötü kokuyor, pastacı dükkanını öyle kokutup mahalleliyi de kaçırmak işime gelmiyor vallahi... Başka yöntemlerim var negatif enerjiden korunmak için, b planına geçeyim en iyisi :)
Mahallenin pastacısı ve cadısı ehieheiehei :)
Neyse gelelim bugünkü tariflerime, iki ayrı blog yazmaya üşendiğim için iki tarifi de bu yazının altına çakıcam, hepimiz mutlu olacağız :). Aslında yazacak anlatacak ta çok şey var, yani yazdıkça yazasım, bazılarınızı itin poposuna sokasım var, sonra düşününce bazı şeylere ya da tiplere bu kadar bile önem vermemek lazım bence...
O yüzden iki seçeneğin var çölyaklı; sağlıklı beslenmeye yönelmek ya da karbonhidratın dibine vurup kendini ödüllendirmek; (ne alaka?! yaaaa...) Diyorum ki, 1 Eylül Pazartesi, yeni şeylere başlamak için şahane bir gün, sigarayı bırak mesela, spora başla, diyete başla, hadi diyet yapma da mesela de ki kendi kendine; 1 ay boyunca hergün 2 lt su içicem, ya da 1 ay abur cubur yemiicem, şekeri bırakıcam vs. Bi dene bakalım vücudunda ne değişecek. Ben yine 2 kg almışım mesela, azıcık detoks moduna girip, muhtemelen ödem olan o 2kg yu vermeye çalışıcam inşallah. Detoks demiyorum ama, detoks modu diyorum bak :) Daha çok sebze, meyve, daha az hamur işi, bol su, yeşil çay vs. Hazır havalar azcık serinlemişken, akşamları yürüyüşlerime başlarım belki, ayy hadi işalla . Her sabah gaza gelip, akşam eve yorgun argın dönünce, 8 de uyuyasım geliyor. Belki bugün o döngüyü kırarım :)
O zaman sağlıklı moda geçmek istiyorum diyenlere gelsin;
Karabuğdaylı Hafif Pizza:
- Hamurunuzu iyice yoğuruyorsunuz. Karabuğday oranı yüksek olduğu için, hamur hiç esnek değil, yoğururken ve özellikle açarken zorlanacaksınız pes etmeyin.
- İyice yoğurduğunuz hamuru ,unlu tezgah üzerine inceltmeye çalışın, sonra kenarlarını bıçak yardımıyla kesin ve düzgün bir yuvarlak elde edin.
- Önceden ısıtılmış 200 derece fırında, 5 dk. kadar pişirin.
- Sonra üstüne, dilimlediğiniz domates, soğan, bol yeşil biberi dizip, en üste istediğiniz ki, ben çeçil peyniri kullandım, koyup tekrar fırına verin, peynirler eriyene kadar pişirin.
- Sonra afiyetle yiyin.
- Bu pizzayı üstüne ,istediğiniz herhangi malzemeyi koyarak çeşitlendirebilirsiniz, isterseniz sos yapın sürün, isterseniz, beyaz peynir zeytin kekik domatesle akdeniz pizzası yapın yiyin, size kalmış :)
Karabuğdaydan pizza mı olur, yok mu şöyle bol soslu kalorili birşey ben zaten 40 kg.yum diyenlere gelsin sıradaki tarif;)
Patlıcanlı Glutensiz Makarna;
- Glutensiz makarna
- 2 adet minik patlıcan
- kızartmalık yağ
- 1 tepeleme yemek kaşığı salça
- isteğe bağlı 1 yemek kaşığı acılı ketçap
- 1 tombul diş sarımsak
- bol kekik, pul biber
- tuz.
- Glutensiz makarnayı damak tadınıza göre, haşlıyorsunuz.
- Patlıcanları soyup doğrayıp, kızgın yağda kızartıyorsunuz.
- salça, ketçap ve ezilmiş sarımsağı bir tavaya alıp, yaklaşık 4-5 yemek kaşığı suyla açıp, pişiriyorsunuz.
- Kızarmış patlıcanları da içine atıp sosu çekmesini sağlıyorsunuz.
- En son haşlanmış makarnanızı sosun içine atıp iyice karıştırıyorsunuz.
- Yine son dokunuşu olarak, bol parmesan peyniri, ya da kaşar, ya da ikisini birden ekleyip daha şahane bir lezzet elde edebilirsiniz. Tahmin edeceğiniz üzere ben ikisini de kullandım :D
Afiyet şeker olsunnnnnnnnnnnnn :)
Son olarak, ağlamak istediğinizde ağlayın olur mu, uluya uluya da ağlayabilirsiniz bence, komik görünüyorsunuz ama, sonra anlatıp, çok gülersiniz ;) Sigaraya başlamayın, ağlayın açılırsınız, en kötü bi kaşık Nutella'nın çözemeyeceği dert yok, hem de glutensiz yani ;)

Merhaba, taze bir çölyaklı olarak ( teşhis edilmese de şüpheli diyelim) yeni yeni bu konuyu araştırmaya başladım. Belki daha önce bu bilgiyi vermiş olabilirsiniz, öyleyse affedin.. Ama içeriğinden yüzde yüz emin olarak kullandığınız ürünler hangileridir? un,maya,v.s. gibi?
YanıtlaSilŞimdiden tşkler
Merhaba:) geçmiş olsun öncelikle... www.colyak.org.tr adresinden glutensiz markalar listesininden faydalanabilirsiniz. İstanbul Çölyak Derneğinin listesidir, firmalarla iletişime geçip, glutensiz onayı veren markaları listeye alıyorlar. Size faydası olacaktır.
SilSevgiler