Glutensiz, Karabuğdaylı Poğaça

Yine uzun, çook uzun bir aradan sonra hepinizi mutlu edecek bir tarifle karşınızdayım Çölyakdaşlarım! Ne mutlu emekleri takdir edip, kıymetini bilenlere!

E bu kadar uzun zaman ara verince, anlatacaklar da birikti tabi :) Okumayı sevenlere keyifli bir yazı olacak, sevmeyenler direkt tarife geçsin :)

Bana yazın başından beri, bir çoğunuzun sorduğu soru şu: dışarıda ne yiyorsun? Tatilde ne yapıyorsun nerede kalıyorsun?

Özellikle yeni teşhis alanların paniğini anlayabiliyorum. Çölyaklı olarak "normal" ve "mutlu" bir sosyal yaşamın anahtarı bilinçli fakat "rahat" olabilmek. Birinci kural bu. Sen stres içinde " pff dünya beni anlamıyor, lanet olsun size çölyak nedir bilmeyenler" modunda dolaşırsan, insanlar senin manyak olduğunu düşünür, ve sana yardımcı olmak için hiçbirşey yapmazlar. Evet her zaman sevgi kelebeği gibi dolaşıp, aç kaldığımızda bağrımıza taş basamayız ama. Baştan da bu kadar negatif bir tavır sergilememek lazım :)

Şimdi tatilci çölyaklılara bir öneride bulunamayacağım, çünkü yıllardır otelde kalmalı tatil yapmıyorum. Yurt dışı seyahatlaeri hariç tabi. Ama yurt içi veya dışı seyahatlarde de bu kadar panik olmaya gerek yok. Yiyeceğin şey belli, ızgara, salata , meze vs. Heee bu kadar kolay. Çok çılgın sırlar paylaşacağımı sandıysan yanılıyorsun. Ben özellikle yurtdışında kalacaksam, öncelikle valizi ekmek ve krakerle dolduruyorum, sonra otele önceden e-mail atıp durumu belirtiyorum, kahvaltıda ekmek vs. verirler belki diye ki, genelde ayarlıyorlar ;) Veeeee, öğle yemeğinde, akşam yemeğinde mütemadiyen, ızgara tavuk+ patates kızartması+ dana bonfile+patates kızartması tüketiyorum. İlk başta keyifle yediğim şeyler bir süre sonra sıkıyor tabi, yeter yaaa diyorum ama, arkadaşlarım ya da ailemle beraber aynı restoranda oturup keyifli bir yemek yiyor muyum? Yiyorum. Bu kadar basit. Soslu, bilmediğiniz yemeklerden uzak durun. En garantisi, ızgara. Bir de İtalyan restoranı bulursam oaraya dalıyorum neden? Risotto yemek için :) Etten içim kurursa, risotto çok güzel geliyor. O da pirinçten yapılan bir yemek olduğu için, afiyetle ve güvenle yiyebilirsiniz. Aman buradaki cafe-restoranlarda dikkat! Son zamanlarda, "buğday risotto", "bulgur risotto" pek popüler oldu, onlar tabiiki yasak! Gerçek risotto arbario pirincinden yapılır. Tamamen glutensizdir. Bizim pilavımız gibi, hatta daha garanti, çünkü ona bulyon ya da şehriye de konulmaz.

Altın kuralı tekrarlıyorum, tedarikli olmak! Çantanda ekmeğin, krakerin veya hiçbirşey yoksa, elman armudun olacak ki, güvenli bir yemek bulana kadar açından ölme.

Takip edenlerin bildiği üzere, ben gezmeyi, yemeyi, içmeyi seven biriyim. Çölyak yüzünden zaman zaman zorlanıyorum ama, bu yüzden kendimi eve kapatıp, hayata küsmüyorum. Gittiğim yerlerde çölyak restoranı da aramıyorum. Yapmam gereken seçim yapmayı bilmek! Menüyü gözden geçiririm, glutensiz olması kuvvetle muhtemel bir yemek illa vardır; şüpheli noktası varsa, garsona sorarım, bilmiyorsa, mutfaktan tekrar sordurturum, ve siparişimi afiyetle yerim. Şimdiye kadar gluten yüzünden tek hastalandığım vaka, staj sırasında havadaki gluteni solumaktan meydana gelmişti. Yine belirteyim tabi, herkesin bünyesi farklı, belki bende farketmeden glutenlenmişimdir ama, şimdiye dek (ki 16. senemi deviriyorum glutensiz diyetle) bu nedenle bir sıkıntı yaşamadım. Yani drama yaratma, ama kontrolü elden de bırakma çölyaklı.

Ben bu yaz güzel tatil yaptım, fakat ne tatil yaptım be ya! :D Önce, Şeker bayramı için (Ramazan değil Şeker Bayramı diyorum ben , ukalalık yapma bana, canım ne isterse onu derim ayrıca) Bodrum'a ailemin yanına gittim. Ooooh 10 gün bi güzel keyif yaptım. Zaten ev ortamı en rahat yer, yeme içme açısından ;) Ekmeğimi, simidimi yaptım götürdüm yanımda. annecim, un, makarna vs. de stoklamış. Ekmeklerim bitince, unumla börek-gözlememsi birşey yaptım yedim falan. Keyfim 10 numara! Ev kolay dediğim gibi de; adı üstünde tatil olunca insan gezip tozmak sosyalleşmek te istiyor. O da sorun değil özellikle sahil beldelerinde. Ege'ye gidince nereye gider insan yemek için? Rakı-balık ayol, kavurma pilav yiyecek halimiz yok ya. Balık-Meze-Rakı üçlüsünden korkmayacaksın, tam senlik çölyaklı! Alkol kullanmasan da, ızgara balık, ahtapot, kalamar, efendime söyliyeyim, güveçte karides hep senlik güvenli yiyecekler :) Kalamarda gaza gelip tavasını yeme tabi, onu unla kızartıyorlar. Izgara iste ve üzerinde herhangi bir kaplama olmadığından emin ol! Bitti mi bitmedi, meze dediğin şey sebze! Yoğurdun markasına takılan çölyaklılardansan, yoğurtsuz meze ye. Ekmeksiz yiyemem dersen, ekmeğini ısıt al yanına götür. Ben akşam yemeklerinde ekmek yemem çocukluğumdan beri. O yüzden mezeleri de ekmeksiz löp löp yemek hiç garip gelmiyor hatta daha bile sağlıklı. Bitti mi bitmedi! Yaptır yanına şöyle en çıtırından koca bir tabak roka-domates salatası, üstünde ege zeytinyağı.... Daha ne ağlıyorsun Allah aşkına Çölyaklı seni ne tutuyor tatil yapmamak için :)

2. Tatilim çok havalı, yelkenliyle Bodrum-Çeşme arası Yunan adalarını gezdik :) Geçen sene kardeşimle beraber, bir aile dostumuzdan yelkenli dersi almıştık. Hatta 2014 Haziranında babam ve kardeşim yelkenli turuna çıkarken ben dükkanda ustaların başında durduğum için gidememiştim. Bu sene koşullar uydu, babam sağ olsun, benide götürdü yelkenliye :) Hayatımda ilk defa mavi tura çıktığım için biraz fazla tedarikli gittim, bir çanta dolusu paketli ekmek, makarna ve krakerle! Eve döndüğümde ekmeklerin bir kısmı hala duruyordu mesela ;) Ekmeğin varsa, en kötü bir sandviç yaparsın işte çölyaklı. Biraz esnek olacaksın sadece ;) Ne yaptım? yarı pişmiş ekmeklerimi ısıtmak için, (teknede tost makinası fırın vs. çalışmıyor) tavada üstüne kapak kapatıp arkalı önlü pişirdim. Gayette yumuşacık mis gibi oldu ekmekler. Yanıma kendi yaptığım deil de hazır ekmek almamın sebebiyse; ev yapımı ekmeklerde katkı maddesi olmadığı için, buzdolabında saklamak lazım, yoksa küflenir. Teknedeki buzdolabı çok küçük olduğu ve kısıtlı yerimizde şarküteri ürünleri ve suyu saklamayı tercih ettiğimiz için, paketli ekmek en iyi seçenekti.

Öğle yemeklerinde, hamburger, sandviç hatta birgün makarna yaptık. Teknede hiç aç kalmadım anlayacağın :) Dediğim gibi sihirli bir formül yok aslında, en basidi tercih edeceksin peynir-ekmek, sebze-salata, balık missss :)

Akşam yemeklerinde hep tekne sahibi Haluk Abi'nin tanıdığı aile restoranlarına gittik. Çok sıcak, çok keyifli mekanlar. Bana geçen seneden biraz fazla abartıp anlattıkları için mesela, benim beklentimi öyle süper karşılamadı ama, Yunanistan'a hatta Yunan adasına gittiğinde hiç birşey bulamazsan, cacık ve patates kızartması ye çölyaklı bak en baba tavsiyem bu!

Yine konudan konuya atladım, başa alıyorum; Gittiğim restoranlar neden beklentimi karşılamadı? Izgara ahtapotu beğenmedim, çok sert. Kayış gibi. Bizim restoranlarda daha iyi yapıyorlar, demedi deme! Bir de et pişirmeyi bilmiyor. Bonfileyi köseleye dönmüş sususz, kuru yemeği seviyorsan başka tabi... Onun dışında cacık yani tsaziki, kesinlikle onların daha iyi yaptığı birşey! Gittiğimiz heryerde patates kızartması ev patatesiydi. Hazır, içi boş kızartmalar yoktu. Veeee ev patatesiyle, tsaziki harika bir kombinasyon oluyor aklında bulunsun ;)

Dedim ya işte aç falan kalmıyorsun, hatta oldukça keyifli bir şekilde karnını doyuruyosun yani :)

Peki hiç mi sorun yaşamadım? Yaşadım. Son gün (hep te öyle olur), İnosa adlı bir adaya geldik. Dediler ki burada şahane bir fırın var, oradan poğaça -börek vs. alalım, deniz kenarındaki cafe'de yiyelim. Burada beni ilgilendiren bir durum yok, bana ne fırından , börekten. Ama meslek gereği tabi, gittim gördüm ne yapmışlar, ilginç bir şey var mı diye :) Babam, ayıptır söylemesi, fırının stoklarını tükettikten sonra, çay bahçesine yöneldik. Ben tabiiki yanıma ekmeklerimi almışım, güzel bir tost yaptırayım da çayla onu yiyeyim derdindeyim :)

İlk kriz çaydan çıktı. 7 kişi bir masaya kurulduk. Çay siparişi verme görevi bana düştü. Babacım, "selin! git çay söyle kızım hadi" diye buyurunca koştum içeri çay sipariş etmeye. Şimdi herhangi bir yerde çay siparişi vermek ne kadar zor olabilir? En nihayetinde çay istiyorum yani... Çocuğa 7 fincan çay istiyoruz, dışarıda oturuyoruz dedim. Çocuk "tea" yi anlamadı, ben teaa teaaa! you know teaaaaa!! derken arkadan biri, "çay! çay!" dedi. Meğerse Yunanca'da da Çay deniliyormuş ): Heh ÇAy pleaseeeee dedim. Sonra elimdeki ekmekle dert anlatmaya geldi sıra eyvahlar olsun. Mutfaktan bi kız çağırdılar, ona anlattım derdimi, ablacım tost yapıyor musunuz? (yan masadaki tostu da gördüm), evet! o zaman bana bu ekmekten tost yapıver bi zahmet, içine peynir koy. Peynirli tost! Eline tutuşturduğum ekmekten yapılmasını istiyorum. Evet belki biraz manyağım noolmuş!

Siparişleri tamamlayıp, dışarı çıktım bekliyorum. Bizimkiler çayı beklemeden dalmışlar, ıspanaklı börek çok şahaneymiş, ondan yemişmişmiler??, Ay asıl peynirli çöreği yiyen varmıymış, kaçırmasınlarmış... Bu sırada yazarınızın kan şekeri düşüyor iyice açlıktan... yaklaşık 300 yıl önce ısmarladığım çaydan da hala haber yok, söyleniyor bizimkiler, çaysız ediyorlarmış kahvaltılarını olur muymuş? Benim kahvaltı hala yok. Bu arada söylenen %95 benim babam. Sonra benim tost geldi. Ekmekleri bölmüş, içine peynir ve salam koyup, tost makinasına şööle bir bastırmış, ekmek doğru düzgün ısınmamış bile, tost yaptım diye bana getirmiş. Şimdi derdim, tostun soğuk olması ya da, içinde salam olması değil. Soğuk olması pişmediği anlamına geliyor. O ekmekler yarı pişmiş, yani paketten çıkarıp yiyemiyorsun, kaskatı, taş gibi. Benim moral sıfırlandı tabi. Bi ister istemez atarlandım, bu ne yeaaaa diye. Ben surat asıp bu ne be deyince, hala çayına kavuşamamış babam birden celallendi. Git söyle git söyleee! adam gibi yapın bunu de! (babam insanlara bozuk atarak dünyayı kurtarabileceğine inanan , ve üzüntüsü-endişe gibi duygularını da öfke olarak dışa vurabilen bi tip) Ben iyice geriliyorum bu arada; baba ne diicem adama , anlamıyor zaten bunu zor yaptı :(, aç mı kalacaksın?? yenmiyo mu??? (şair bu dizelerde çocuğunun aç kalmasından dolayı derin bir hüzün ve endişe içindedir aslında) Baba yiyorum işte tamam sus! Azıcık kemirdim yiyebildiğim yerleri, gerisi zaten parçalandı. Tabak yiyemediğim yarı pişmiş ekmeklerle kenarda duruyor. ÇAy nihayet geldi ama, sürprizzzzzz! Yeşil çay! Sanki sabah kalvaltılarının olmazsa olmazı yeşil çay pezevenklerin töbe tööbe... Ya arkadaşım, bi dilimiz, bi dinimiz farklı bizim, onun dışında senle ben aynı şeyiz, aynı peyniri yer, aynı çayı içeriz, kime niye artizlik yapıyorsun? Babam çıldırdı, içmem ben bunu, içmem iğrenç (evet sinirlenince 9 yaşında gibi davranabiliyor). Baba bağırma, içmezsen içme... Daha da celallenerek, benim tabakta bıraktığım ekmeklere vurmaya başladı, içmem işte içmiicem, git söyle şu salağa, çay istiyorum ya... En başta siparişi veren ben olduğum için, babam benim İngilizcemin çay ısmarlamaya yeterli olmadığını düşünüp bana daha çok kızıyor. Kalk git söyle ya söyleee diyor. Hayır "çay" "tea" denen zıkkımı, daha farklı anlatabilirim? Ben mi demleyeyim çayı? En sonunda, baba susar mısın??? diyerek babamı susturmayı başardım ki hala şaşkınım :)

Zaten karnımı doyuramamış resmen kuru ekmeğe talim etmişim, sen çay yüzünden olay çıkarıyorsun, bir de karşımda börekleri götürmüşsünüz yetmemiş hala neyin peşindesin? O sırada kardeşim baba ekmeklere biraz daha vurmak ister misin deyince koptuk gülmeye başladık, küçük çaplı krizimiz son buldu :)

Yaniiiii sevgili Çölyakdaş, glutensiz hayatın cilveleri seni en pozitif anında bile bulabiliyor ve sıçayım böyle işin içine deyip azıcık drama yaşatabiliyor. Ama, karnım öyle ya da böyle doydu mu doydu. Çayımızı teknede demledik içtik, şahane bir koyda denize girdik, öğle yemeğinde kendime güzel bir sandviç hazırladım ve hayat yine yeniden güzel oldu. Anlık gerginlikler ve olumsuzluklara çok takılmamak lazım ;)

Sonra tatil bitti, döndük, arka arkaya güzel pastalar yaptım, pasta sahiplerinin mutluluklarını gördüm. Dedim ki iyi ki yapıyorum bu işi!

Bu arada instagram takipçilerimden biri mesaj atmış, blogtan bir tarif denemiş çölyaklı kızı için, küçük kız çok mutlu olmuş. Onlarda tatildeymiş ve misafirlikteki keki yiyemeyince üzülmüş minik. Normal, hepimiz üzülüyoruz zaman zaman. Ama çocuklarda o yoksunluk, "yasak" duygusu daha hüzünlü oluyor. Annesi de dayanamamış açmış interneti evde kızına benim elmalı kek tarifimi şeftaliyle yapmış. Çok ta güzel olmuş, afiyetle yemiş ufaklık. Sağolsun bunu da benimle paylaşmak istemiş :) Yani zaman zaman, yasaklar, canımızı sıksa da, çok şükür çaresi var.

Bende uzun zamandır, kahvaltıda poğaça yapsam ne güzel olur deyip duruyordum. yaklaşık 1 aydır bunun hayaliyle yaşıyorum, en nihayet bugüne kısmet oldu. Sabahtan geldim dükkana, girdim mutfağa karabuğdalı poğaça yaptım, afiyetle yedim. Şimdi sende yap, çoluk çocuk mutlulukla ye diye tarifi veriyorum aşağıda;

Karabuğdaylı Poğaça:


  • 220 gr. glutensiz un
  • 40 gr. karabuğday unu
  • 50 gr. sıvıyağ
  • 1 yumurta
  • tuz
  • 100-150 ml. süt
  • 1 paket hazır maya
  1. Unları, maya ve tuzla harmanlayıp ortasını açın.
  2. Yumurta ve yağı ekleyin, hafifçe karıştırın.
  3. Sütü yavaş yavaş ekleyip güzelce yoğurun.
  4. Hamuru 5 parçaya ayırıp, minik yuvarlaklar halinde açın.
  5. İstediğiniz iç harcı koyup kapatın.
  6. yaklaşık 20 dk. mayalanması için dinlendirin.
  7. Poğaçaların üstüne yumurta sarısı sürüp, isteğe göre biraz çörek otu atın.
  8. 180 derece önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 8-10 dk. pişirin.
İç harç:
  1. beyaz peynir
  2. 1 minik domates
  3. 2 sivri biber
  4. pul biber, kekik
  5. 1 yumurta beyazı
Domates ve biberleri minicik doğrayın, sonra tüm malzemeyi karıştırın, bulamaç haline getirin.

Bugünlük benden bu kadar :) Hadi kalın afiyetle :)




Yorumlar

Popüler Yayınlar