Mardin'de bir Çölyaklı ve Glutensiz Sembusek
İstanbul'da hissedilen hava sıcaklığının artmasıyla, hissedilen yaşama sevincinin azaldığı, "sıcak değil de, nem çok nem" günlerinden selam olsun sizlere Çölyakdaşlarım!
Bu yazıyı 3 ay önce yazmam gerekiyordu ama ben ancak yazıyorum, çünkü işim var :/
Glutensiz Fırın takipçilerimin iyi bildiği üzere; son bir aydır artık benim minik "tükkan"da günlük satışım da var, yani artık çat-kapı geldiğinizde glutensiz kekler ve kurabiyelerle karşılıyorum sizleri :) Cumartesi günleri ise, ekşi mayalı glutensiz ekmekler, simitler börekler çıkıyor tezgah üzerine. Yani bende bir koşturma hali mevcut.
Neyse gelelim, gezmelere doyamadığım tatlı bahar günlerine. Nisan sonunda uzun zamandır görmeyi çok istediğim Mardin gezisini gerçekleştirme imkanı buldum. Şefinizin yıllardır süregelen ve fakat çok vakit ayıramadığı fotoğraf hobisi de var :) Öyle ki bana kalsa, tüm seneyi fotoğraf turlarının peşinde dünyayı ve ülkemizi gezerek geçiririm. Yani neresi olduğunun çok önemi yok, yeni ve güzel yerler olsun yeter. Tabi bu mümkün olmadığı için arada minik kaçamaklarla mutlu ediyorum kendimi.
Gel gelelim, bu çölyakla nasıl seyahat ediyorum, ne yiyiyorum? Aslında daha önceki gezi yazılarımda da bahsetmiştim ama buradan da tekrar hatırlatayım;
1. kural gideceğiniz yeri çalışmak
2. Otelle iletişime geçip durumunuzdan bahsetmek
3. yanınızda mutlaka glutensiz yiyecek bulundurmak!
Beklentinizi düşük tutarsanız aslında çok ta aç kalmıyorsunuz, yani ne demek glutensiz mantı yok?? Ekmek yoksa ben nasıl doyarım gibi triplere girmeyip, yaşasın elma var ben ondan yiyeyim bari, gibi bir yaklaşım benimserseniz, zorunluluktan dolayı bile olsa, sağlıklı seçeneklerle karnınızın yine de doyduğunu fark edeceksiniz.
Peki ben ne yaptım Mardin'de?
İlk gün Batman havaalanından araçla Hasankeyf'e gittik. İlk fotoğraflarımız burada çektikten sonra çokça şirin, otantik bir kafede oturduk, Sabah saatleri olduğu için herkesin aklında güzel bi köy kahvaltısı vardı. Ama önümüze gelen hayalimizdeki gibi değildi maalesef. Turist kazıklamakta bir dünya markası olan güzel ülkemin güzel insanları bayağı "dandik" ürünlere Bodrum fiyatı çektiler. Yani toplamda 2 yumurta (menemen ve kavurmalı yumurta) + 5 çaya 75 TL ödedik. Ben bu parayı İstanbul'da boğazdaki serpme kahvaltıya ya da tereyağını cömertçe koydukları mıhlamalı, yumurtalı yöresel Trabzon kahvaltısına veriyorum. Öylesine öderken içim cız etmiyor da, kıçı-kırık menemene öderken ediyor. Neyse sonuçta orada bile, menemen var yiyebileceğiniz, yanımdaysa evden getirdiğim kara buğday lavaşlarım vardı. Normal ekmeği kızartmak, ısıttırmak zor olacağından ve insanlara laf anlatmaktan fenalık geçirdiğimden böyle bir çözüm buldum.
Daha sonraki yemeklerimiz hep yöresel yerlerde oldu tabiiki; ve hep ortaya fiks menü şeklinde geldi. Midyat'ta avlu içinde çok hoş bir yerde öğle yemeği yedik. Ben yine ekmeğimle beraber ortaya gelen salata ve mezelerden tırtıkladım. En zor olanı, ara sıcaklar arkadaşlar! Böreğimsi ya da köftemsi şeyler geliyor hep çünkü, ve hepsi aşırı güzel kokuyor. Bir de oraların mutfağı nasıl zengin nasıl denenesi! Sembusek denen şeyle de orada tanıştım. Böyle kıymalı gözleme gibi birşey geldi, ben almayayım derken, gözümden bir damla yaş süzüldü :) Şaka bi yana bu ne yaw dedim yutkunarak, sembusek dediler ama ben tabi bu ismi 23 kere daha sordum. İnternette tariflere bakınca, kapalı lahmacun diye tarif ediyorlar bu yemeği ama bence gerçekten kıymalı gözleme daha doğru bir benzetme. Neyse Sembuseki kafamda bir yere yazdım, yutkunmaya devam ettim, bir yandan da garsona; "abi ben un yiyemiyorum, bulgur falan da yasak, et met ne yapabiliriz bana?" diyorum; " ben halledicem ablacım" diyor. En tehlikelisi bu "ben halledicem ablacımlar". Allah'a emanet çünkü. Neyse bi baktım sonra başka masalarda olmayan bir tabaklar geldi bizim masaya, "vejeteryan bir arkadaş vardı kimdi o?" diyor benim garson abi. "Abi benim o, ama vejetaryan değilim sen ette getir" diyorum, açım ulan zaten :) Aa bi baktım, bana humus getirmişler, sonra bir baktım kızarmış bir şey geldi, ben yiyemem bunu heralde ne ki bu? dedim; falafala gibi birşey dediler. Falafel yani bildiğin, nohut köftesi, içinde bulgur, un olmadığına yemin ettirdikten sonra o falafele bir saldırışım var, yarın yokmuş gibi yedim ayıptır söylemesi, çünkü çok iyiydi! Yaşasın bakliyatlar yani. Bu arada humus falan da hiç öyle sevdiğim birşey değildir ama işte, yöresine göre değişiyor yemekler. Geçen sene Dubai'de yediğim humus beni şaşırtmıştı misal, krema gibi yapısı vardı, çok daha hafif ve lezzetliydi. Burada restoranlarda gelen humus daha kalıp gibi ve koyu renkli oluyor, onu sevmiyorum. Neyse bir gün de humus tarifi vereyim en iyisi :) İşte buradaki humus ta aynen sevdiğim gibiydi.

Merak edenler için, falafel nasıl bir yağda kızartıldı bilmiyorum ama Mardin gezisinden sonra hiçbir rahatsızlık çekmedim. O günü öyle atlattıktan sonra, ertesi gün otelde kahvaltıyı alıp yine yola çıktık fotoğraf peşine şehri gezmeye... Otel kahvaltısı açık büfe olsaydı bence daha güzel olurdu, sizin düşündüğünüzün aksine daha çok seçeneğimiz oluyor çünkü. Misal hiç bir şey bulamazsam, salatalık domatese abanıyorum yumurtayla. Bu sefer masada ortaya azar azar serpiştirilen aşırı tuzlu peynir ve haşlanmış yumurta beni çok açmadı ama doydum mu doydum. Öğlene doğru gezerken aniden acıkınca, bir dükkandan sarı leblebi aldım tıkındım ve çok iyi geldi. Yani yine nohut günü kurtardı. O günkü öğle yemeğimiz harika bir yerdeydi, Cercis Konağı. Burası Mardin'in en ünlü lokantası, Şef Ebru Baydara'nın girişimi ve mutfak çok başarılı. Burada da öncelikle mezeler geldi, ben yine ara sıcak yiyemedim, ama Allah'tan, ana yemek, kuzu tandır ve bademli pilavdı. Bulyonundan falan da şüphe etmedim çünkü bildiğimiz et suyunda pişmişti, yine tazmanya şeytanı gibi mideye indirdim etli pilavı. Bu arada ana yemek gelirken, kocaman tencereler yemek salonuna şarkılı türkülü, özel bir şov eşliğinde gelip, dağıtılıyor. Mardin'e gidilmişken, kesinlikle görülmesi gereken bir yer.
2. akşam yemeğini otelde aldığımızda, tahmin edebileceğiniz üzere, ara sıcakları yine yiyemeyip, ana yemek tavuk sote ve beyaz pilav gelince yine çok sevindim. Bizim durumumuzdaki kişilerin gurmelik özentiliğini bir kenara bırakıp, tavuklu pilava da sevinebilmeleri gerekiyor. En son günse; hava alanına hareket etmeden önce rehberimiz ve fotoğraf eğitmenimiz sevgili Yelda (@Yeldabaler.stories instagram sayfasına göz atabilirsiniz) 'nın önerdiği muhteşem bir kebapçıya gittik. Ben kebapçıda ne yedim? Kebap ayol ne yiyeceğim başka :) Neyseki bu Adana-Urfa kebaplar ekmeksiz, bulgursuz, harçsız hazırlanıyor, tek sorun lavaş üzerinde gelmesi ki; gerçekten benim tabağıma ekmek koymamayı başarmışlardı! Ekmeksiz servis edilen kebabım, bol yeşil salatam ve artık sertleşmeye başlayan kıtır karabuğday lavaşımla, ortalamanın üstünde bir öğle yemeği yiyip, son bir kaç kare fotoğrafımı çekip, eve döndüm :)

Riskli bir macerayı daha, aç kalmadan, hastalanmadan geride bıraktım anlayacağınız. Yeni koşulları ve insanları durumunua adapte etmeye çalışmak, çölyak oteli, çölyak restoranı vs. bulmaya çalışmak yerine, siz var olan koşullara uyum sağladığınızda her yeri gezip, her yerde iyi-kötü karnınızı doyurabiliyorsunuz. Dediğim gibi yanınızda ekmeğiniz, krakeriniz "yolluğunuz" varsa, bu karın doyurma faslı çok daha kolay oluyor. Çapraz bulaşma bizim hayatımızı kabusa çeviren bir durum evet, ama dışarıda yemek zorunda olduğumuzda, adamların tencere tavasını, baharatını kurcalamak çok gerçekçi bir yaklaşım değil. Üzgünüm. Bu söylediğim çok riskli farkındayım; ne yani çapraz bulaşma önemli değil mi yiyelim mi diyenler olacaktır, o yüzden daha açık konuşayım; çapraz bulaşmaya, evde ve dışarıda ne kadar dikkat edebiliyorsanız edin ve glutenden elinizden geldiğince kaçının! Ama gittiğiniz restoran, listede onaylı marka karabiber değilde X marka karabiber kullanıyorsa, bu sizi öldürmez, bu tarz durumlarda gerçekçi olmakta fayda var. Ama tabii ki; yiyeceğiniz patates kızartması, nugget la aynı yağda kızarmasın, zaten öyle bir işletmede hiç bir şey yemeyin, o ney ya?
Neyse umarım yanlış anlaşılmadan, sizlere azıcık ta olsa faydam dokunmuştur. Dışarıda ne yiyiyorum, nasıl g
eziyorum, özeti şu; ortamı gözlemleyip ve tedbirli davranıp, uyum sağlıyorum. Soru sormaktan çekinmiyor garsonları darlıyorum ama bunu yaparken ukala olmamaya çok dikkat edip (insan ilişkileri 101), en sevimli halimi takınıyorum. Kimse sizin özel diyetinizi bilmek zorunda değil (restoran çalışanları bilse iyi olur tabi, ama onların insafına bırakmayın kendinizi) sinirlenmeyin ve karşınızdakinin hiç bir şey bilmediğini farz ederek özetle anlatın. Yani " nasıl bilmezsin gluteni yeaaa?!" size yardımcı olacak bir yaklaşım değil ;)
O zaman bu kadar konuştuktan sonra gelelim Glutensiz Sembusek tarifine ;
Ben bu tarifi tabii ki kendi tarzımda yorumladım ve hamuru karabuğday unuyla yaptım, ama siz beyaz undan yapmak isterseniz, şuradan glutensiz pizza hamuru tarifiyle yapabilirsiniz;
https://glutenfreakchef.blogspot.com/2012/03/glutensiz-pizza-fikirleri.html?q=pizza
Sembusek:
Bu yazıyı 3 ay önce yazmam gerekiyordu ama ben ancak yazıyorum, çünkü işim var :/
![]() |
| Hasankeyf |
Neyse gelelim, gezmelere doyamadığım tatlı bahar günlerine. Nisan sonunda uzun zamandır görmeyi çok istediğim Mardin gezisini gerçekleştirme imkanı buldum. Şefinizin yıllardır süregelen ve fakat çok vakit ayıramadığı fotoğraf hobisi de var :) Öyle ki bana kalsa, tüm seneyi fotoğraf turlarının peşinde dünyayı ve ülkemizi gezerek geçiririm. Yani neresi olduğunun çok önemi yok, yeni ve güzel yerler olsun yeter. Tabi bu mümkün olmadığı için arada minik kaçamaklarla mutlu ediyorum kendimi.
Gel gelelim, bu çölyakla nasıl seyahat ediyorum, ne yiyiyorum? Aslında daha önceki gezi yazılarımda da bahsetmiştim ama buradan da tekrar hatırlatayım;
1. kural gideceğiniz yeri çalışmak2. Otelle iletişime geçip durumunuzdan bahsetmek
3. yanınızda mutlaka glutensiz yiyecek bulundurmak!
Beklentinizi düşük tutarsanız aslında çok ta aç kalmıyorsunuz, yani ne demek glutensiz mantı yok?? Ekmek yoksa ben nasıl doyarım gibi triplere girmeyip, yaşasın elma var ben ondan yiyeyim bari, gibi bir yaklaşım benimserseniz, zorunluluktan dolayı bile olsa, sağlıklı seçeneklerle karnınızın yine de doyduğunu fark edeceksiniz.
Peki ben ne yaptım Mardin'de?
İlk gün Batman havaalanından araçla Hasankeyf'e gittik. İlk fotoğraflarımız burada çektikten sonra çokça şirin, otantik bir kafede oturduk, Sabah saatleri olduğu için herkesin aklında güzel bi köy kahvaltısı vardı. Ama önümüze gelen hayalimizdeki gibi değildi maalesef. Turist kazıklamakta bir dünya markası olan güzel ülkemin güzel insanları bayağı "dandik" ürünlere Bodrum fiyatı çektiler. Yani toplamda 2 yumurta (menemen ve kavurmalı yumurta) + 5 çaya 75 TL ödedik. Ben bu parayı İstanbul'da boğazdaki serpme kahvaltıya ya da tereyağını cömertçe koydukları mıhlamalı, yumurtalı yöresel Trabzon kahvaltısına veriyorum. Öylesine öderken içim cız etmiyor da, kıçı-kırık menemene öderken ediyor. Neyse sonuçta orada bile, menemen var yiyebileceğiniz, yanımdaysa evden getirdiğim kara buğday lavaşlarım vardı. Normal ekmeği kızartmak, ısıttırmak zor olacağından ve insanlara laf anlatmaktan fenalık geçirdiğimden böyle bir çözüm buldum.
Daha sonraki yemeklerimiz hep yöresel yerlerde oldu tabiiki; ve hep ortaya fiks menü şeklinde geldi. Midyat'ta avlu içinde çok hoş bir yerde öğle yemeği yedik. Ben yine ekmeğimle beraber ortaya gelen salata ve mezelerden tırtıkladım. En zor olanı, ara sıcaklar arkadaşlar! Böreğimsi ya da köftemsi şeyler geliyor hep çünkü, ve hepsi aşırı güzel kokuyor. Bir de oraların mutfağı nasıl zengin nasıl denenesi! Sembusek denen şeyle de orada tanıştım. Böyle kıymalı gözleme gibi birşey geldi, ben almayayım derken, gözümden bir damla yaş süzüldü :) Şaka bi yana bu ne yaw dedim yutkunarak, sembusek dediler ama ben tabi bu ismi 23 kere daha sordum. İnternette tariflere bakınca, kapalı lahmacun diye tarif ediyorlar bu yemeği ama bence gerçekten kıymalı gözleme daha doğru bir benzetme. Neyse Sembuseki kafamda bir yere yazdım, yutkunmaya devam ettim, bir yandan da garsona; "abi ben un yiyemiyorum, bulgur falan da yasak, et met ne yapabiliriz bana?" diyorum; " ben halledicem ablacım" diyor. En tehlikelisi bu "ben halledicem ablacımlar". Allah'a emanet çünkü. Neyse bi baktım sonra başka masalarda olmayan bir tabaklar geldi bizim masaya, "vejeteryan bir arkadaş vardı kimdi o?" diyor benim garson abi. "Abi benim o, ama vejetaryan değilim sen ette getir" diyorum, açım ulan zaten :) Aa bi baktım, bana humus getirmişler, sonra bir baktım kızarmış bir şey geldi, ben yiyemem bunu heralde ne ki bu? dedim; falafala gibi birşey dediler. Falafel yani bildiğin, nohut köftesi, içinde bulgur, un olmadığına yemin ettirdikten sonra o falafele bir saldırışım var, yarın yokmuş gibi yedim ayıptır söylemesi, çünkü çok iyiydi! Yaşasın bakliyatlar yani. Bu arada humus falan da hiç öyle sevdiğim birşey değildir ama işte, yöresine göre değişiyor yemekler. Geçen sene Dubai'de yediğim humus beni şaşırtmıştı misal, krema gibi yapısı vardı, çok daha hafif ve lezzetliydi. Burada restoranlarda gelen humus daha kalıp gibi ve koyu renkli oluyor, onu sevmiyorum. Neyse bir gün de humus tarifi vereyim en iyisi :) İşte buradaki humus ta aynen sevdiğim gibiydi.

Merak edenler için, falafel nasıl bir yağda kızartıldı bilmiyorum ama Mardin gezisinden sonra hiçbir rahatsızlık çekmedim. O günü öyle atlattıktan sonra, ertesi gün otelde kahvaltıyı alıp yine yola çıktık fotoğraf peşine şehri gezmeye... Otel kahvaltısı açık büfe olsaydı bence daha güzel olurdu, sizin düşündüğünüzün aksine daha çok seçeneğimiz oluyor çünkü. Misal hiç bir şey bulamazsam, salatalık domatese abanıyorum yumurtayla. Bu sefer masada ortaya azar azar serpiştirilen aşırı tuzlu peynir ve haşlanmış yumurta beni çok açmadı ama doydum mu doydum. Öğlene doğru gezerken aniden acıkınca, bir dükkandan sarı leblebi aldım tıkındım ve çok iyi geldi. Yani yine nohut günü kurtardı. O günkü öğle yemeğimiz harika bir yerdeydi, Cercis Konağı. Burası Mardin'in en ünlü lokantası, Şef Ebru Baydara'nın girişimi ve mutfak çok başarılı. Burada da öncelikle mezeler geldi, ben yine ara sıcak yiyemedim, ama Allah'tan, ana yemek, kuzu tandır ve bademli pilavdı. Bulyonundan falan da şüphe etmedim çünkü bildiğimiz et suyunda pişmişti, yine tazmanya şeytanı gibi mideye indirdim etli pilavı. Bu arada ana yemek gelirken, kocaman tencereler yemek salonuna şarkılı türkülü, özel bir şov eşliğinde gelip, dağıtılıyor. Mardin'e gidilmişken, kesinlikle görülmesi gereken bir yer.
2. akşam yemeğini otelde aldığımızda, tahmin edebileceğiniz üzere, ara sıcakları yine yiyemeyip, ana yemek tavuk sote ve beyaz pilav gelince yine çok sevindim. Bizim durumumuzdaki kişilerin gurmelik özentiliğini bir kenara bırakıp, tavuklu pilava da sevinebilmeleri gerekiyor. En son günse; hava alanına hareket etmeden önce rehberimiz ve fotoğraf eğitmenimiz sevgili Yelda (@Yeldabaler.stories instagram sayfasına göz atabilirsiniz) 'nın önerdiği muhteşem bir kebapçıya gittik. Ben kebapçıda ne yedim? Kebap ayol ne yiyeceğim başka :) Neyseki bu Adana-Urfa kebaplar ekmeksiz, bulgursuz, harçsız hazırlanıyor, tek sorun lavaş üzerinde gelmesi ki; gerçekten benim tabağıma ekmek koymamayı başarmışlardı! Ekmeksiz servis edilen kebabım, bol yeşil salatam ve artık sertleşmeye başlayan kıtır karabuğday lavaşımla, ortalamanın üstünde bir öğle yemeği yiyip, son bir kaç kare fotoğrafımı çekip, eve döndüm :)

Riskli bir macerayı daha, aç kalmadan, hastalanmadan geride bıraktım anlayacağınız. Yeni koşulları ve insanları durumunua adapte etmeye çalışmak, çölyak oteli, çölyak restoranı vs. bulmaya çalışmak yerine, siz var olan koşullara uyum sağladığınızda her yeri gezip, her yerde iyi-kötü karnınızı doyurabiliyorsunuz. Dediğim gibi yanınızda ekmeğiniz, krakeriniz "yolluğunuz" varsa, bu karın doyurma faslı çok daha kolay oluyor. Çapraz bulaşma bizim hayatımızı kabusa çeviren bir durum evet, ama dışarıda yemek zorunda olduğumuzda, adamların tencere tavasını, baharatını kurcalamak çok gerçekçi bir yaklaşım değil. Üzgünüm. Bu söylediğim çok riskli farkındayım; ne yani çapraz bulaşma önemli değil mi yiyelim mi diyenler olacaktır, o yüzden daha açık konuşayım; çapraz bulaşmaya, evde ve dışarıda ne kadar dikkat edebiliyorsanız edin ve glutenden elinizden geldiğince kaçının! Ama gittiğiniz restoran, listede onaylı marka karabiber değilde X marka karabiber kullanıyorsa, bu sizi öldürmez, bu tarz durumlarda gerçekçi olmakta fayda var. Ama tabii ki; yiyeceğiniz patates kızartması, nugget la aynı yağda kızarmasın, zaten öyle bir işletmede hiç bir şey yemeyin, o ney ya?
Neyse umarım yanlış anlaşılmadan, sizlere azıcık ta olsa faydam dokunmuştur. Dışarıda ne yiyiyorum, nasıl g
eziyorum, özeti şu; ortamı gözlemleyip ve tedbirli davranıp, uyum sağlıyorum. Soru sormaktan çekinmiyor garsonları darlıyorum ama bunu yaparken ukala olmamaya çok dikkat edip (insan ilişkileri 101), en sevimli halimi takınıyorum. Kimse sizin özel diyetinizi bilmek zorunda değil (restoran çalışanları bilse iyi olur tabi, ama onların insafına bırakmayın kendinizi) sinirlenmeyin ve karşınızdakinin hiç bir şey bilmediğini farz ederek özetle anlatın. Yani " nasıl bilmezsin gluteni yeaaa?!" size yardımcı olacak bir yaklaşım değil ;)
O zaman bu kadar konuştuktan sonra gelelim Glutensiz Sembusek tarifine ;
Ben bu tarifi tabii ki kendi tarzımda yorumladım ve hamuru karabuğday unuyla yaptım, ama siz beyaz undan yapmak isterseniz, şuradan glutensiz pizza hamuru tarifiyle yapabilirsiniz;
https://glutenfreakchef.blogspot.com/2012/03/glutensiz-pizza-fikirleri.html?q=pizza
Sembusek:- 160 gr. Karabuğday unu
- 80 gr. Glutensiz un karışımı
- 3 gr. tuz
- 5 gr. (yarım paket) hazır maya (hazır maya=instant maya)
- 200 ml. su
İç harcı için;
- 500 gr. kıyma
- 1 soğan
- 2-3 diş sarımsak
- 2-3 sivri biber
- domates
- 1 tatlı kaşı salça
- zeytinyağı
- tuz, karabiber, pul biber
Yapılışı;
- İç harç için; soğan ve biberleri doğrayıp az zeytinyağı ile kavurmaya başlayın
- Kıymayı ekleyip, kaşığın tersiyle kıymayı eze eze karıştırmaya devam edin (kıyma topaklnamasın diye)
- kıyma pişerken, küp doğranmış domatesler ve salçayı ilave edip pişirmeye devam edin.
- En son tuz, karabiber istenirse pul biberi ekleyip altını kapatıp soğumasını bekleyin.
- Bu sırada derin bir kabın içinde, hamur için; su dışındaki malzemeleri karıştırıp, suyu azar azar ilave edin ve öncelikle bir çatal yardımıyla karıştırın. hamur toparlanır gibi olduğunda elinizle biraz yoğurabilirsiniz.
- Toplarnan hamurun üzerini streçle sarıp mayalanması için 30-45 dk. kadar dinlendirin.
- 4 e böldüğünüz hamuru, unlu tezgahta merdane yardımıyla gözleme gibi açın, soğuyan iç harçtan ekleyip kapatın.
- Az sıvıyağ ile yapışmaz tavada veya, 180 derece fırında 15 dk. kadar pişirip afiyetle yiyin :)
Not: iç harç ılık ya da sulu olduğunda hamuru anında yumuşatıyor ve tezgahtan tavaya alırken, sembuseğiniz parçalanıyor, o yüzden mümkünse kıymayı önceden pişirip, buzdolabına koyun iyice soğuk ve katıyken hamura serip kapatın ;) Dün tavada yapmaya çalışırken cinnet geçirdim oradan biliyorum :)
Hadi kalın afiyetle o zaman :)




Yorumlar
Yorum Gönder