Kars'ta Bir Fenomenle Tanıştım...
| Boğatepe Köyü |
En son yazımda Kars ziyaretimi anlatmış, yaşadığım aydınlanmayla ilgili ayrı bir yazı yazacağımdan bahsetmiştim. O yazı, bu yazı.
Çıldır ziyareti öncesi, meşhur Boğatepe köyüne gittik. Burasının meşhur olmasının sebebi, Peynir Müzesi. İlk etapta turistik bir ziyaretti ama bana farklı aydınlanmalar da yaşattı.
| Zümran Hanım |
Bu aydınlanmanın sebebi Zümran Ömür adında şahane bir kadın. Aslında Zümran Hanım, sosyal medyada 4-5 yıldır bilinen, tanınan biriymiş, onu tesadüfen keşfetmek biraz benim ayıbım.
Onun hakkında yazacağım bir çok şey zaten daha önce çeşitli mecralarda anlatılmış, o yüzden biraz kısa keseceğim.
| Peynir Müzesi |
| Peynir Müzesi |
2000'lerin başında Kars'ta talihsiz bir trafik kazası oluyor ve Boğatepe köyünden bir çok kişi hayatını kaybediyor. Zaten topu topu 40-50 hanelik köyün yarısından cenaze çıkınca, yavaş yavaş köyden göç başlıyor ve hane sayısı iyice azalıp, köy yok olma tehlikesiyle karşılaşıyor. Bunun üzerine başta Zümran Hanım olmak üzere, köylüler toplanıp, köyü ayakta tutmak için neler yapabileceklerini düşünüyorlar. 2007 yılında Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneğini kuruyorlar, Dernek şu an 45 kadın, 15 erkekten oluşuyor. Önce köylerindeki bitki çeşitliliğini anlamak için dersler alıyorlar. Bu bitkilerden nasıl faydalanılır, hangisi ilaç olarak kullanılır gibi şeyleri öğreniyorlar. Yetmiyor, eksiklerini gördükçe iletişimden, sağlıklı beslenmeye farklı eğitimler almaya başlıyorlar.
Bu arada bitki literatürünü iyice anlayabilmek için 1 sene boyunca, Fransızca dersi alıyorlar. Yetmiyor Fransa'da bir köy ile kardeş köy olup, Fransız Büyükelçisi ile tanışıyorlar. Böylece Eko-turizmin de önü açılmış oluyor.
Köyü kalkındırma ve geliştirme çabaları devam ederken, atalarımız ne yapıyordu, nasıl yapıyordu derken, yörenin öne çıkan özelliği peynir üretimine odaklanıyorlar. Geçmişten gelen zengin peynir çeşitleri ve geleneksel yöntemleri yaşatmak için 2010 yılında Peynir Müzesi kuruluyor. Atalarından öğrendikleriyle yetinmeyip, bu konuda da eğitimler alıp, modern mandıralar kuruyorlar. Böylece nefis peynirlerini bizde hijyenik ve sağlıklı şartlarda üretilmiş olarak tadabiliyoruz.
Bu arada tüm bunlar olurken, araya tabii ki, pandemi giriyor. Zümran Hanım bunu fırsat bilip; Zoom üzerinden online Fransızca dersleri alarak, Fransızcasını geliştirip sertifikasını alıyor.
Köyün kadınlarının, eşlerinin arkasında değil, yanında yer alıp, evde de söz sahibi olmalarının önemini belirten Zümran Hanım, güne yoga ve meditasyon yaparak başlıyor. Bir kaç yıl önce köylerine gelen Yoga grubu, sizin çok eklem ağrınız oluyordur deyip, bazı yoga hareketleri ve meditasyonu öğretiyorlar. Gerçekten de ağrılarına iyi geldiğini farkeden Zümran Hanım güne yogayla başlıyor.
Tüm bu hikayeyi ağzım açık, büyük bir hayranlıkla dinledim. Hem çok gurur duydum hem kendime biraz kızdım. Ben pandemide sadece kilo aldım ... :(
Aydınlanmam ise şöyle; modern zamanlarda, ne çok engel koyuyoruz kendimize. Eminim hepimizin kafasında, ben şunu yapamam, bu olmaz, "bu yaştan sonra"lar vardır. Misal ben 40 yaşındayım, Fransızca öğrenmeye yeltenmedim bile, çok zor nasıl olsa yapamam diye. Ya da ne bileyim; araba kullanmayı bilmeme ve 20 senedir ehliyetim olmasına rağmen, bi kaç olumsuz olay yaşadım diye, bir korku-endişe geldi üzerime bıraktım. Yaptığım küçük bir kaza sonrası, babam aşırı tepki verip, açık açık araba kullanmamı istemediğini söylediğinde hemen kabul ettim bu fikri mesela. Şimdi ise işlerimi halletmek için hep birilerine bağlıyım, ve rica etmek, onların uygun oldukları zamana göre ertelemek zorunda kalıyorum hayatımı. Bu aşırı saçma.
Koca koca şehirlerde, koca koca okullara gidip, bir sürü şey öğrenirken, özgüvenimiz neden bu kadar azalıyor? Tanıdığım neredeyse hiç kimse Zümran Hanım'ın öz güvenine sahip değil mesela.
Ne zaman hayal kurmak istesek, büyük bir hedef koysak, "o olmaz" , " tanıdığın yoksa olmaz" " kimler baş vuruyor ona seni mi seçecekler" vb olumsuz laflar çevreliyor bizi. Ailemizden, öğretmenlerimizden, ya da başka "çok bilmiş" büyüklerimizden bi şekilde bilinçaltımıza işleniyor. Sonra insanlar yıllarca İngilizce öğrenseler de konuşmaya çekiniyorlar çünkü, mükemmel olmadıkları için konuşmamaları gerektiğini sanıyorlar. Ya da "bu yaştan sonra" ya takılıp, iş kurmaktan, okula devam etmekten, seyahat etmekten, boşanmaktan, evlenmekten, öğrenmekten, hayatı istedikleri gibi yaşamaktan korkuyorlar.
Yıllar önce aşçılık okuluna yazılıp, sonrasında kendi dükkanımı açtığımda, kafamdaki bu engelleri yıkma konusunda epey büyük bir adım atmıştım. O yüzden bugün dükkanımı kapatıp, "diğer" hayallerimin peşinden giderken biraz daha öz güvenliyim. Fakat araba kullanma konusu beni hala çok geriyor. Ama olsun aslanım ben yaparım, gidip tekrar direksiyon kursu için randevu alacağım şimdi!
Oturup, şikayet etmenin kimseye faydası yok. Harekete geçip, elimizden gelenin en iyisini yapmak lazım!
Teşekkürler Zümran Abla!

Yorumlar
Yorum Gönder