Glutensiz Paris... mon amour ?

 Baharın gelişi kabul edilen Mart'ın 21'inden selamlar olsun sizlere sevgili Çölyakdaşlarım!

Bugün Nevruz, bahar bayramı, aynı anda yeni ay varmış, güzel başlangıçlara niyet etmek için güzel bir gün. Ülkece epey zor günlerden geçtik, geçiyoruz, hepimizin bahara çok ihtiyacı var. Gerçek baharlara gerçek güzelliklere kavuşabilmemin umudu var biraz bende...

Bu biraz gecikmiş bir blog yazısı... Son bir kaç yıldır pandemi yüzünden doğum günlerim hep güme gitti. Özel günler arasında en önem verdiğim gün, doğum günleri. Sonuçta senede  yalnızca bir gün bana özel. İlla havai fişeklere falan gerek yok tabi ama , 30 yıldır görmediğim ilk okul arkadaşımın bile Facebook'tan görüp "mutlu yıllar" demesi beni mutlu ediyor. Neyse 40. yaş günüm yine pandeminin son atağına denk geldi, gönlümce kutlayamadım. Dedim bu sene 41 kere maşallah kutlaması yapacağım. Ne yalan söyleyeyim organizasyon yapmaktan, kendime süprirz hazırlamaktan falan da yoruldum, sıkıldım. "Emily in Paris" dizisinin etkisinde kalarak, uzun zamandır Paris'i düşünüyordum. Dedim madem tüm organizasyonu ben yapıyorum, bu sene iyice sürpriz beklentisinden özgürleşip, kendi hediyemi kendim vereyim ve doğum günümü Paris'te geçireyim.


Bana eşlik edebilecek 2 kurban belirledim. Kardeşim ve kuzenim! En çok onlarla seyahat etmeyi sevmem bir yana, 2012'de beraber Paris'e gelmiştik zaten. Yani turistik yerleri, Louvre müzesini falan önceden görmüştük. Bu sefer bilmediğimiz Paris'i gezecektik. Benim istediğim Paris'i :) Neyseki zevklerime güvendiler ve sen programı yap, bizim canımıza minnet dediler !

Aylar öncesinden blog okumaya, glutensiz restoranları not almaya başladım. Hem kardeşlerimin işleri hem de tabii ekonomi yüzünden çok fazla zamanımız olmayacaktı. Totalde 3 gün glutensiz gurme ziyaret yapacak, 41. yaşıma çok süslü, çok cool, çok şahane girecek, şık bir restoranda şampanyamı içerken yeni yaş dileğimi dileyecektim. 

Fakat bir plan bu kadar mı suya düşer, her şey bu kadar mı ters gider? 5 Şubat öğleden sonra otelimize yerleştik. Bastille bölgesinde Hotel Moxy'de kaldık. Marriot grubuna ait, konumu çok iyi bir yer. ama lüks falan sıfır. Beklentim zaten o değil. Yurt dışı seyahatlerinde temizlik, güvenlik ve merkezilik arıyorum, bu otel bunları karşıladı o yüzden OK. 

Gitmeden önce gün-gün, ki gezmek için 2,5 günümüz vardı sadece, sabah öğle akşam nerede yiyeceğimizi planlamıştım. Paris son 10 senede glutensizlik açısından aşırı gelişmiş. 10 sene önce bir adet, benim gibi çölyaklı, bir şefin açtığı glutensiz pastane vardı ve onu bulamamıştım. Bu sene Paris'in en iyi glutensiz restoranlar listesinde 35 yer var !

Boulangerie Chmabelland

Benim planım hem glutensiz pastane& fırınları gezip tatmak, hem de gitmişken, gerçek Parizyen bir restoranda şık bi yemek yemekti. İlk akşam La Marche'de güzel bir kırmızı et& patates kızartması ve üstüne krem brule yedim. Otelimize 500 mt mesafede şık bir bistroydu burası. Kardeşim klasik Fransız soğan çorbası içti ve çok beğendi. Glutenli olduğu için ben tadına bakamadım ama bir ara glutensizi denenebilir. Steak ve patates glutensizdi, garsonlar İngilizce konuştuğu için iletişimimiz kolay oldu. Çölyağım deyince, şefle konuştular, steak için her gün başka sos yapılıyormuş, günün sosunda gluten olduğu için bana verilmedi. Çok büyük bir kayıp değildi. Krem Brule ise zaten şeker, krema ve yumurtadan oluşan klasik bir Fransız tatlısı. Süt kreması bana dokunuyor ama 40 yılın başı orjinalini bulmuşken yedim. O gece neşeyle kadeh kaldırdık, seyahat daha yeni başlıyor, önümüzdeki 2 günde tüm Paris'i yiyeceğiz hazır olun dedim, güldük. Gece otele dönüp yattık, Tr saatiyle sabah 3 civarı karabasan görüp uyandım. Sonra anksiyete yüzünden uyku tutmadı, sabah 4:30 civarı pes edip elime telefonu aldım, belki yine uykum gelir diye. Sonra Türkiye'de büyük bir deprem olduğunu öğrendim, kardeşlerim de uyandı onlar da telefonu aldı eline...

6 Şubat günü, ağlamamaya çalışarak, her şey normalmiş gibi yaparak geçti. O kadar önemsediğim özendiğim her şey aşırı saçma gözüktü. Ne işim varki burada dedim. Yani Türkiye'de olsam ne olacak, neyi engelleyeceğim, kimi kurtaracağım? Biliyorum bu da saçma ama büyük toplumsal travmalarda hepimiz benzer tepkiler veriyoruz. 

Sonuçta, doğum günü tatilim  yas içinde, hayatı sorgulayarak geçti. Böyle bir felakete denk gelmenin dışında da aksilikler oldu. Ben orada muhtemelen üşütme-stres kombosuyla midemi bozdum. Doğum günüme gece kusarak girdim. Ertesi gün cırcırım başladı, gezmek istediğimiz yerler metro grevde olduğu için kapalıydı, aynı sebepten başka bölgelere de gidemedik. Taksi ve Über aşırı talepten doluydu ve asıl doğum günüm 7 Şubat'ı otel odasında Tr haberlerini takip edip, ağlayarak geçirdim. Akşamına rezervasyon yaptırdığım şık restorana yine Über bulamadığımız için gidemedik. Otel yakınlarında GF burger yapan bir yer bulup gittik. Keyifli lokal bir yerdi ama benim yine karnım ağrıdığı için koşarak otele döndük. Gün içinde eczaneden ilaç almıştım neyseki o sonradan iyi geldi. 8 Şubat'ta eve dönerken ishalim durmuştu. 

Neyse en bombastik doğum günü diye düşünürken en boktan doğum günümü geçirdim. Yaşanan felaketin yanında çok mu önemli? Kişisel hayatımızın, gündelik telaşlarımızın ne kadar önemsiz olduğunu anladığımız bir dönemden geçiyoruz işte... 1-2 ay sonra yine saçma sapan şeylere takılıp, dert etmeye ya da bazı konularla ilgili heveslere, ümitlere kapılmaya devam edeceğiz. İnsanoğlu böyle işte...

Artık 42'ye inşallah demiyorum. Kendime bir çiçek alır, mozaik pasta yapar, mezdeke çalar oynarım evde kendi kendime... al sana parti :D

Neyse bu karamsar seyahat yazısının sonunda Paris'le ilgili anlatacaklarım var, adresleri en altta yazıyorum;

-İlk kez gidiyorsanız, görmeniz gereken yerler listesi zaten her seyahat yazısında mevcut. Eiffel'e çıkmanıza bence gerek yok ama Eiffel manzaralı yerlere mutlaka gidin, gündüz ayrı-gece ayrı bir manzara oluyor. "Tour Eiffel" bölgenin adı. 

- Louvre Müzesinin hakkını verebilmek için 10 tam güne ihtiyaç var deniliyor ama tüm turistler Mona Lisa'yı görmek için gidiyor ve kuyruk oluyor. Görünce de resim küçük olduğu ve yanına da yaklaşamadığınız için pek bir şey anlamıyorsunuz. Ama Paris'te müze çok, özel ilgi alanınızsa iyice araştırın, açık- kapalı durumlarına dikkat edip planlama yapın. Biletleri mutlaka önceden online alın.

- Cafe de Flores yine çok ünlü instagram cafelerinden biri ama, Paris'teki her cafe ayrı güzel, ayrı bir instagram içeriği resmen. Havalı cafe fotoğrafı istiyorsanız, her yer cennet.

- Champs-Elysse (şanzelize) abartılmış bir muhit bence ama yine ilk kez gidenler Zafer Tak'ını falan görsün.

-Benim heveslenip çok ta iyi gezemediğim bohem Paris, Montmartre, Le Marais bölgesi. Çok iyi cafe-restoran, lokal tasarımcı dükkanları var. 

-Grev yüzünden gezemediğimiz aklımda kalan yer; Village Saint-Paul. 70-80 adet antikacı dükkanının olduğu bir bölge. İlginiz varsa değişik bir Paris deneyimi için görülebilir.

-Cafe'ler demişken, kahve çok iyi! Ben Türk kahvesi dışında kahvenin iyisinden falan pek anlamam, sıradan amerikano istedik, nasıl lezzetli, nasıl mis gibi kahve anlatamam. İlla oturun bir yerde kahve keyfi yapın.

-Paris metrosunun kullanımı kolay, şehri gezmek için ideal bir yöntem fakat Fransızlar grev yapmayı sevdiği için, gitmeden bir kontrol etmenizde fayda var. Google ya da kalacağınız otelden bilgi alabilirsiniz. Biz taksiciden öğrenmiştik :D

-Paris Sendromu diye bir hastalık var :D Özellike Uzak Doğulu turistlerde görülüyor. Paris'le ilgili öyle büyük beklentiyle geliyorlarki gerçeği görünce büyük hayal kırıklığı ile depresyona giriyorlarmış. Paris güzel bir Avrupa kenti ama kesinlikle İnstagram'daki gibi bir görselliği yok. Şu sıralar çöp krizi var misal, sokaklarda dev çöp yığınları ile yaşıyorlar. Çünkü yine grev var :D O eski tarihi binalarla çevrili, küçük güzel sokaklar çiş kokuyor, gece sağda solda sokağa işeyen birilerini görebiliyorsunuz. Bana en garip ve ayıp gelen şeylerin başında bu geliyor.

- Fransızlar İngilizce konuşmuyor miti artık geçmişte kaldı. Gençler çatır çatır konuşuyor.

- Özellikle akşam yemekleri için restoran açılış saatleri 19:00 civarı, rezervasyon yaptırmayı unutmayın. Artık online sayfalardan yapabiliyorsunuz çoğunu.

- Paris gerçekten pahalı bir yer. Dior Chanel vb müşterisiyseniz size koymaz ama, küçük lokal dükkanlara bakalım belki ilginç bir şeyler buluruz derseniz maalesef onlar da pahalı...

Gelelim Glutensiz adreslere. Benim gittiklerim şunlar;

Boulangerie Chambelland
- Boulangerie Chambelland;14 Rue Ternaux, 75011: Farklı lokasyonlarda şubeleri var. Başarılı bir yer, ekmekleri çok övülmüş ama ben 10 sene önce onlarınkinden iyi ekmek yaptığım için etkilenmedim. Konsept çok güzel, browkie diye, brownie-Cookie arası bir şeyler, vardı. Çok iyiydi tadı. Kardeşim yediğim en iyi kuki dedi, bozuldum çünkü çok iyi olmasına rağmen ben daha iyisini yapıyorum :D Kekler çok iyi görünüyordu ama tatları yine biraz hayal kırıklığı yarattı. Kahve çok iyiydi. 11-12 civarı sandviçler çıkıyor. Vegan seçeneklerde var, kuzenim vegan sandviç aldı, bol sebzeli çok güzeldi.





Boulangerie Chambelland




Noglu Paris
- Noglu Paris; 16 Passage des Panoramas, 75002: Yine farklı şubeleri olan minik bir "Patisserie" . Tatlıların görselleri çok güzel, ekler denedim güzeldi ama vauw değildi. Fransız Glutensiz şefleri de ben de Paris Sendromu yarattı. Croissant'ları merak ediyordum ama Fransızlar da glutensiz olamayacak kadar iyi kruvasan yapamamışlar... Görüntüsü çekici gelmediği için denemedim. Kahvaltı için, tavuklu sandviç ısmarladım, çok lezzetliydi.








NoGlu Paris




NoGlu Paris



NoGlu Paris


Little Nona

- Little Nona Paris; 12 Av. Niel, 75017:
 Seyahatin en en en güzel yemeğiydi. Paris'te İtalyan restoranına mı gidilir diyorsanız, Çölyak değilsiniz sanırım derim. Bir çölyaklı bulduğu her glutensiz hamur işi seçeneğini değerlendirir! İtalya gezilerim dahil yediğim en iyi GF pizzayı burada yedim. İlk defa Napolitan pizza denemiş oldum, ortası ince, yanları puf hamurdan. Burası %100 Glutensiz bir restoran, o yüzden canınız ne çekiyorsa menüden özgürce seçebiliyorsunuz. Ben ilk başta bir gerildim kıyamam, ortaya gelen ekmeği falan ellemedim, sonra düştü jetonum, kız dedim özellikle geldin ya buraya, ekmek vb affetme :D Kardeşlerim yediklerinden çok memnun kaldılar. Lazanya, makarna ve tiramisu denedik, hepsi birbirinden lezzetliydi. Midemi bozmuş olduğum için yarım bırakmak zorunda kaldım, maalesef o gün yediğim hiç bir şeyi sindiremedim ama olsun... Paris'te bir gününüz varsa, mutlaka buraya gidin!


Little Nona


La Marche


La Marche; 2 Place du Marche Sainte Catherine, 75004 : İlk gün et& patates yediğim yer, şık bir bistro. Ama lüks-kasıcı bir yer değil. O çevrede kalıyorsanız gidebilirsiniz.






Cafe Des Anges


- Cafe des Anges; 66 rue de la Roquette, 75011 : Doğum günü hamburgerimi yediğim yer; güzeldi, ama mükemmel değildi, daha iyi burgerleri Türkiye'de yedim. Ama ortam tatlı, daha çok gençlerin takıldığı, biraz kalabalık, kantin ortamı gibi bir yer. Bira patates burger vb konseptinde takılmak isterseniz güzel bir yer. Glutensiz bira sormadım, midem o gün hala kötü olduğu için su içmiştim :(






Google ya da Pinterestte arattığınızda daha bir sürü yer çıkıyor, %100 glutensiz farklı İtalyan restoranları da var, onlar da çok övülmüş; hem Pazar hem Pazartesi kapalı olduklarından bizim programa uymadı, deneyemedim ama, siz giderseniz şuralara da göz atın;

- Helmut New Cake; 28 Rue Vignon 75009; burası Paris'in ilk glutensiz pastanesi

-Yummy and Guilt Free; 3 Rue de Temple 75004 ; tatlı-tuzlu glutensiz waffle'ları meşhur

- Cafe Mareva; 38 Rue du Faubourg de Temple, 75011; %100 glutensiz ve süt ürünsüz.

-İl Quadrifoglio; 19 Boulevard Bourdon, 75004; Burası da harika pizzaları olan bir İtalyan restoranı ama %100 glutensiz DEĞİL; sipariş verirken Çölyak olduğunuz söylemeniz iyi olur demişler. Kapalı olduğu için ziyaret edemedik, yolunuz düşerse deneyebilirsiniz.

- Le Procope; 13 rue de l’Ancienne Comédie, 75006 : Burası Paris'in en eski restoranı, 1600'lerden kalma, içi inanılmaz görünüyor. Doğum günüm için rezervasyon yaptırmıştk ama, greve denk gelip Über'de bulamadığımız için gidemedik. DM ya da e-mail'lere cevap vermiyorlar, Fransızca bilen bir arkadaşımıza rica edip telefonla rezervasyon yaptırmıştık. Özel bir glutensiz menüleri yok ama yine klasik Fransız mutfağı olduğu için ben et&patates yerim diye düşünmüştüm. Telefonda özel GF ürünümüz yok ama menümüzde gluten içermeyen yemeklerden seçenekler sunabiliriz demişlerdi. Özel günler için tercih edilebilecek bir restoran.

Şahsi fikrim; Paris mutlaka görülmesi gereken bir şehir fakat, romantizmi fazla abartılmış, iyi pazarlanmış bir yer. İmkanlar dahilinde 4-5 tam günlük bir seyahatle 1 kere görmeniz yeter. Tekrar tekrar ziyaret edilecek bir yer değil. Artık iş-güç extra bir durum çıkmadıkça ben bir daha gitmem. Zamanımı ve bütçemi farklı noktalara ayırırım.

Umarım daha güzel seyahat rotalarıyla karşınızda olurum, şimdilik hoşçakalın!

Yorumlar

Popüler Yayınlar