MİLOS! Göründüğü kadar masalsı mı yoksa algoritmanın oyununa mı geldik?

Zevklerimizi, becerilerimizi, tarafsız görüş ve özgünlüğümüzü algoritmalara kaptırdığımız şu çağda zaman zaman yeni düzene isyan edip, bu oyunda ben yokum desem de, bazen de kendimi çarkın içinde buluyorum. Kendimi hiçbir zaman "influencer" olarak görmedim, bu işlerden para kazanmayı da beceremedim. Ama takipçi sayıma göre etkilediğim bir kesim olduğunu da kabul etmem gerek. Hunharca eleştirdiğim şu mecralarda içeriğimden geçimimi sağlayamasam da en azından inatla bildiklerimi, kendi yöntemlerimle aktarmaya devam ediyorum. Günün sonunda 10 sene önce hayalini kurduğum yerde olmasam da, yaptığım işlerden memnunum, içim rahat :) Bugün yine özgün stilimle olduğum gibi yazacağım. Konumuz 2 gün önce döndüğüm Yunan adası Milos! Yazmayı en sevdiğim konulardan biri çölyakla seyahat. Obsesif gibi aynı konu etrafında dönüyorum fakat, son zamanlarda yine sosyal medyada çölyak influencerları çoğaldı. Genel içerikleri çölyakla yaşamın zorlukları, valizlerden çıkan çelik tencereler, seyahate bir valiz erzakla gitmeler falan. 27 yıldır çölyakla yaşıyorum, 2009'dan beri bu blogu yazıyorum çok şükür hiçbir zaman içeriğim korku ve ümitsizlik üzerine olmadı. O yüzden bu yazıda valizimdeki tost makinasını anlatmayacağım size. İçerik üreticileri için konular "yeni" gibi geliyor ve ilgi çekiyor biliyorum ama, çölyak benim hayatımın tek konusu değil. Tüm kariyerini buna bağlı geliştirmiş, kitap yazmış biri olarak bu kulağa "hasssktr" ordan gibi geliyor farkındayım. Çölyaklıyım OK. Hayatım boyunca bununla yaşayacağım, o da OK. Eee? hayat bundan mı ibaret?
Bakış açımı, konsepti biraz anlatabildiysem hadi konumuza dönelim. Milos! Volkanik yapısıyla, doğal plajlarıyla, renkli balıkçı klübeleriyle geçen yazdan beri dilek listemde 1. numaraydı. Yaşla mı ilgili, yaşanmışlık ya da gündem mi bilmiyorum. Ben epeydir sakinlik, ilkellik peşindeyim tatil için. ama gel gör ki yazlıkçı şehir çocuğuyuz ilkellik dediğim şey de bi yere kadar :) Tabii ki bu Milos takıntım kendiliğinden oluşmadı, keşfetime düşen bol övgü dolu videoları, fotoğrafları gördükçe yükseldim. Neyse geçen sene planımızı yaptık. Bütçeyi ayarladık, dedik bu yakın adalara değil, biraz uzaklara gidelim keşfedelim. Milos'la beraber anılan diğer ada Sifnos'a gittik önce. Geçen sene dizim sakattı ve yokuşlar, merdivenler, volkanik kayalar üstesinden gelebileceğim bi konsept değildi. O yüzden gezilmesi daha kolay olan adadan başladık. Bu sene ise sağlık durumum daha iyi olduğu için hayalini kurduğum keşfe nihayet çıktım.
Nasıl Gidilir? Milos Cyclades adalarından biri, Atina'dan büyük feribotlarla 2,5-4 saat arası değişen sürelerde geçebilir ya da direkt Atina havalimanından "pır pır" uçaklarla ulaşabilirsiniz. Rüzgarı ünlü olan bu adaya uçakla ulaşım her an iptal olabileceğinden biz feribotla geçtik. Giderken 2,5 saat, dönüşte 4 saat sürdü. Bu süre hem feribotun güzergahına hem de denizin dalgasına göre değişebiliyor. Biletlere www.seajets.com adresinden bakabilirsiniz. Adalarda taksi ve otobüsler olsa da, araba ya da ATV gibi araçlar kiralamak çok daha konforlu ve özgür bir alan tanıyor. Biz öncesinde online olarak tüm rezervasyonlarımızı yaptığımız için, feribottan iner inmez aracımızı teslim alıp, otelimize geçtik. Arabayı Avance'den kiraladık. feribottan inince 40-50 mt. ilerde.
Nerede Kalınır? Biz Pollonia bölgesinde, Etherio Suits diye bir otelde kaldık, çok tatlıydı ve konforluydu. Kahvaltı yoktu ama odada atıştırmalık sepeti, kettle ve kahve makinası vardı. Ben yanımda zaten glutensiz ekmek getirdiğim için, bakkaldan aldığım dilimli peynirle sabahları hafif geçiştirdim. Pollonia bölgesi tatlı restoranlarıyla da ünlü, kalmak için de uygun. Adanın kuzeyinde olduğu için, rüzgarlı günlerde deniz dalgalı oluyor. Ufak bir çarşısı var. Adanın her yerinde olduğu gibi burada da ücretsiz park yerleri mevcut. Biz bu bölgede epey rahat ettik. Diğer yerlere ulaşım arabayla yaklaşık 10-35 dk. arası. Önerilen diğer yerler için sadece Plaka'ya dair bir uyarım olacak. Plaka adanın tam merkezi, birçok restoran, bar, dükkan mevcut fakat belirli bi yerden sonra araç girişi yasak. yani valizleri bir yerden sonra yokuş yukarı taşımanız gerekebilir. Kalacak yer seçerken buna dikkat etmelisiniz.
Yeme& İçme Gittiğim restoranları listelemeden önce şunu söyleyeyim, gittiğim adalar içinde en bilgili, konuya hakim yerlerden biriydi. Hatta küçük sürprizlerle bile karşılaştım. Çoğu menüde neyin glutensiz olduğu yazıyor, kızartmalarda unlu gıdalarla beraber pişiyorsa söylüyorlar. Bazı seçenekleri glutensiz hazırlayabiliyorlar. Bazı restoranlarda ise menüde yazmamasına rağmen, glutensiz makarna var mı dediğimde, tabi deyip hazırladılar. Hatta bir plajda glutensiz club sandviç yedim, şaka mı? :) Genel değerlendirmemi sonda yapacağım ama kısaca restoran listesi; 1. Gün; Enalion; Pollonia bölgesinde yüksek puanlı bir taverna. Çok sıradandı, öyle koşa koşa gidilecek bir yanı yok. Yemekler kötü değildi ama o övgüye değer bir şey de yoktu. Pollonia bölgesinde çok daha güzel bir sürü restoran var. 2. Gün Okto Burası Trypiti bölgesinde, muhteşem bir günbatımı manzarası olan, şık bir yer. Yemekler çok lezzetliydi. Yani sıradan görünen bir patlıcan yemeği nasıl böyle lezzetli olabilir, insan hayret ediyor. Ortaya patlıcan ve peynirli biber söyledik, ana yemek olarak yine çok lezzetli bir ızgara balık yedim. Tatlı aklımızda yoktu ama glutensiz var mı deyince yaparız deyip, limonlu bir tatlının kremasını ayrı servis edip, yine çikolata musu da glutensiz servis ettiler. İkisi de çok güzeldi.
3. Gün; Mikros Apoplous Burası ana merkez Adamantas'ta deniz kıyısında yer alan bir yer. Buranın yemekleri ve ortamı da çok güzeldi. Yemek sonra minik tatlılar ikram ettiler. Ben yiyemem derken yine limonlu krema geldi :) Burada da ortaya yine sebze çeşitleri ızgara kalamar söyledik. Ben ana yemek olarak karidesli risotto yedim çok iyiydi.
4. Gün Alkis Son gecemizde tekne gezisinden döndüğümüz için biraz yorgunduk, yine kendi köyümüzde yiyelim dedik. Bu sefer Pollonia'da Alkis'e gittik. Yine ambiansı ve yemekleri güzel olan bir yerdi. Deniz ürünlü makarnası övülmüştü, şansıma glutensiz makarna da vardı, tatilin kapanışını onunla yaptım. Bu gezide bizim denemeye vaktimizin olmadığı ama oldukça popüler diğer restoranlar; Rifaki , Yialos , Bariello bu adalar dünyaca büyük bir talep gördüğü ve her sosyal medyada da aynı yerler övüldüğü için, popüler mekanlarda yer bulmak zor. O yüzden gitmeden 1-2 ay önceden rezervasyon yaptırmanızda yarar var. Rifaki ve Yialos yine Pollonia limanda yer alıyor, Bariello ise Trypiti'de Okto restoranla aynı açık alanı paylaşıyor.
Gelelim Milos'un alameti farikalarına, plajlar!
İnternette Milos deyince ilk çıkan görüntüler volkanik bembeyaz kayalıkların arasında lacivert sularıyla ünlü Sarakiniko, renkli balıkçı barınaklarıyla Mandrakia ve Klima. Bunların dışında tabii ki başka bir sürü plaj da var. Milos'un denizi ve plajları hep güzel. Fakat çoğu fazla bakir. Birçoğunda tesis yok, kendi atıştırmalık, sandalye ve şemsiyenizle giderseniz uzun vakit geçirebilirsiniz ama, aksi takdirde güneşin altına saatlerce durmak mümkün değil. Agia Kyriaki plajı bunlardan biriydi. Fotğraflarda tesis var gibi görünse de gittiğimizde yoktu :) Renkli balıkçı barınaklarının olduğu 3 plak var; Mandrakia, Klima ve Firopotamos. Üçü de kartpostal gibi. Biz en renkli ve içinde tavernası olanı yani Mandrakia'yı tercih ettik. Bölgenin tek tavernası Medusa çok ünlü, önünde sıra olan bir yer. Yorumlarda herkes hayatımda yediğim en iyi ahtapot demiş ama ben aynı fikirde değilim. Ortam çok tatlı, yemekler güzel ama yine sıradan. Ahtapot kesinlikle çok abartılmış, gerek diğer Yunan adalarında gerekse İstanbul'daki balık restoranlarında çok daha iyilerini yedim. Şansımıza son gün çıktığımız tekne turunda da Klima ve Firopotamos'un önünden geçtik, oraları da yakından görmüş olduk.
Sarakiniko ise gerçekten etkileyici bir yer. Ama gidip görüp, kayalardan atlayıp, biraz soluklanıp çıkıp gideceğiniz bir yer aynı zamanda. Tüm günü geçireyim biraz dinleneyim konseptinde değil. Yapı biraz Pamukkale biraz da Göynük kanyonuna benziyor ama ikisinden de farklı :) Biz gittiğimizde yine rüzgarlı bir gündü o yüzden pek yüzemedik. Herkesin atladığı kayanın biraz daha insani yükseklikte olanından kendimizi lacivert sulara bıraktık. Korkutucu kısmı atlamak değil, geri çıkmaktı. Dalgalı denizde dalga bir anda sizi kayalara çarpabiliyor, neyseki o macerayı da kazasız atlattık, adrenalinimizi aldık rahatladık. Çok meşhur iki yer daha var Kleftiko ve Tsigrado. Kleftiko'ya karadan ulaşım yok, tekne turuyla ya da kullanabiliyorsanız kendi kiraladığınız botlarla gidebilirsiniz. Yine volkanik kayaların, masmavi suların ve mağaraların arasında adanın en görülmesi gereken yerlerinden. Tsigrado ise benim ancak arkamdan ayı mayı kovalarsa gideceğim bir yer. Dimdik bir yamaçtan, bir halat ve iki farklı dik tahta merdivenden inilen minik bir koy. Vardığınız yer mükemmel. Erken giderseniz mağaralardan birinde loca gibi yerleşip keyif yapabilirsiniz ama o dik yamaçtan çantalarla inmek ve sonra geri çıkmak benim için imkansız. Maceracı ruhum orada pes ediyor. Şanslı olduğumuz için tekne turumuzun bir parçasıydı, denizden gördüm ve o şahane sularda yüzdüm.
Tekne turu da muhakkak yapılmalı bence ama bizim alıştığımız düzenden epey farklı. Çok çeşitli tur var ve oldukça pahalılar, bookin.com'dan ya da direkt google'a yazarak çeşitleri görebilirsiniz. Tekne turu çok güzel geçti ama rezervasyonda gıda alerjisi soruldu. Yemekler çok güzel ve 2 makarnalı yemek dışında zaten glutensizdi. Ama biz not bıraktığımız için, deniz mahsüllü şehriye pilavını benim için 1 porsiyonluk pirinçli yapmışlardı. Kaptan yemek hazır olunca beni çağırdı, ayrı tabağımı gösterdi bu senin için diye, sonra da hadi en önce sen al yemeklerini, sonra diğerleri alsın dedi. Böylece güvenli ve çok leziz bir öğle yemeği yemiş oldum.
Bu kadar maceralı gezilerden sonra bir günümüzü de plajda yayılarak geçirelim dedik, volkanik kumlarıyla ünlü Paliochori'ye gittik. Oranın sürprizi de öğle yemeğinde glutensiz club sandviç bulmam oldu :) Menüde yoktu ama ben yanımdaki ekmekten hamburger yaptırabilir miyim acaba diye garsona dert anlatmaya çalışırken, hamburger köftesi glutenli ama sandviç yapalım denince, bu seçeneği öğrenmiş oldum :)
Gelelim genel yorumlarıma; Milos'u sevmiş ve tatilim harika geçmiş olmasına rağmen, instagramda her şey fazla iyi görünüyor ve fazla pohpohlanıyor. Milos 4-5 günlük bir tatil yeri değil bence. Geçen seneki Sifnos gezimden yola çıkarak şimdi planlayacak olsam ikisini beraber planlarım, 3 gün Sifnos, 2 hadi bilemedin 3 gün Milos yeter derdim. 1 gün mutlaka Sarakiniko ve Mandrakia görülmeli, bir gün de mutlaka bir tekne turu. Sonrası yeter bence. Medusa tekrar ediyorum fazla abartılmış. Kötü değil asla ama hayatımın en iyi yemeği de değil. Her taverna gibi tatlış ve ortalama yemekler. Gitmeden önce keşke şu renkli balıkçı barınaklarında kalsaydık 1-2 gece demiştik ama hem yer yoktu hem de fiyatlar yüksekti. Yakından görünce oraların da instagramda fazlasıyla romantize edildiğini gördük. O nemin içinde kalınmaz içerde böcek mi var akrep mi var belli değil (ortam çok müsait), mahrem alan yok gibi bişi, insanlar (biz de) kapının önünden denize girip fotoğraf çekiliyor. Milos güzel, Milos hoş ama gitmesi zor, bir tık pahalı, illa keşfedilecekse yakınlarındaki başka adalarla kombinlenmeli :)

Yorumlar

Popüler Yayınlar