Hiç Çölyaklı Gibi Değilsiniz Çünkü...
Bunu takribi 28 kişiden falan duydum ve her seferinde efendi efendi, gerizekalıya anlatır gibi sabırla anlattım, 29. talihliye ise kafa atmayı planlıyorum hihihi ne kadar sevimli ve şakacıyım!
Teşhis aldığım 20 sene evveline geri dönersek, Çölyak kelimesini kimse bilmiyordu, gluteni telaffuz edemiyorlardı... şimdi en azından bir kaç Çölyaklı görmüşler ve Çölyaklının neye benzediği hakkında iyi-kötü bir fikir edinmişler. Bu bir gelişme tabi. Ama maalesef geçtiğimiz 20 senede çenemizi tutma, üstümüze vazife olmayan konularda susma, insanların dış görünüşleri hakkında yorum yapmama gibi durumlarda pek gelişme kaydedemedik maalesef. Aynı şekilde, neden evlenmediniz, niye çocuk yapmadınız, 2. yi ne zaman yapacaksınız vb. konularda da nedense hiç haddimizi bilemeyip insanların çiftleşme ritüelleriyle ilgili her şeyi bilmek istiyoruz. Yani dün gece çok acayip seks yaptık, çok iyiydi be demek çok ayıp ve kesinlikle kabul edilmeyen bir şey ama, çocuk yapmayı düşünmüyor musunuz, ya da neden çocuğunuz olmuyor kısmı ayıp değil. Halbuki onun için de seks yapmamız gerekiyor, tıpkı anne baba hatta inanamayacaksınız ama anneanne ve dedelerimizin de yaptığı gibi...
Glutendi, Çölyaktı, laktozdu, sebzeydi derken her haltı bir şekilde öğreniyoruz, öğreneceğiz ama, toplumca davranışsal sıkıntılarımız var. En büyük sıkıntı kimsenin haddini bilmemesi. Son zamanlarda çok sık maruz kaldığım bir takım davranış ve suçlamalar var ve çok doldum. İnstagram yalnızca güzel yemek fotoğrafı ve bedava tarif istiyor, twitter'da bu kadar uzun yazıp anlatamıyorum. O yüzden yine buraya, kendi özgür alanıma, bloguma sığındım.
Önce çok şaşırdığınız kilo konusuna geleyim; zayıflık beklentinizi karşılamadığım için üzgünüm ama 37 yaşında 1.63 boyunda bir kadın olarak, 45 kg olmamı beklemeniz de çok gerçekçi değil. Çölyaklıların çok zayıf olmalarının ana nedeni, villusların aşırı hasar görüp, sindirim görevini yerine getirememiş olmaları. Sindirim olmayınca, beslenme olmuyor, hiç bir şey kana karışmıyor. Ben hastaneye yattığımda 39-40 kg civarındaydım, 3 hafta tedavi görüp 42 kg çıktım. 1 ay sonra 52 kg olmuştum. Bu yaz (hastaneden çıktıktan 20 sene sonra) 67 kg.yu gördüm. Kendimi iyi hissettiğim bir rakam değil. Şu an 65'im, tahıl ve süt ürünlerini kesince pat diye 2 kg verdim. Muhtemelen insülin direncim var ama tahlile vakit bulamadığım için biraz ihmal ettim. Hayır 50 kg olmak gibi bir hedefim yok. Çok merak ediyorsanız 62 kg. da falan fit oluyorum, 60 kg. en fit en fıstık halim, çünkü yıllardır spor yapıyorum ve kas oranım da buna paralel artıyor. Olmazsam da canım sağ olsun çünkü rakamlardan ya da etten-yağdan ibaret değilim. Hayat kilodan, bakımdan, görünüşten, gösterişten ibaret değil. İnsanlarla iletişim kurmak için farklı konular seçebilirsiniz.
Bazı Çölyakdaşlarımsa uzun süredir diyette olmalarına rağmen kilo alamamaktan şikayetçi. Ben ergenlikte teşhis alıp bir de neredeyse "reset"lendiğim için, çok hızlı toparlandım (kg ve kan değerleri açısından), aynı teşhisi 25imde alsam vücudum daha çok zarar görmüş olacaktı, 35'te alsam daha da fena olacaktı... kimisi 40 yaşında tesadüfen öğreniyor, hiç ishal olmamış, hiç ani kg. vermemiş... bünyeden bünyeye ve sağlık geçmişinize göre değişiyor bu sonuçlar. Dolayısıyla tek ortak noktamız, ömür boyu sürecek, çok sıkı glutensiz diyet uygulamamız gerektiği.
Glutensiz diyet nasıl olmalı? Kafa karışıklığıyla beraber, beni tacize maruz bırakan mevzu. Son bir kaç yıldır, bu alternatif diyetlerin medyada çok yer alması, sağlıklı beslenme tanımının toptan değişmesi falan çılgın kafa karışıklıklarına neden oldu.
Glutensiz beslenme en temelinde, gluten içeren gıdaları hayatınızdan çıkarmanızla başlıyor. Bunlar Buğday, arpa, çavdar ve yulaf (glutensiz yulaf mevcut) ve bunlardan yapılan gıdalar yani tüm hamur işleri ve unlu mamüller aynı zamanda köftenin içindeki ekmek, pilavın içindeki şehriye, ketçabın içideki un, salata sosundaki gluten katkısı vs. O yüzden bu glutensizlik olayı, özellikle Çölyak için, oldukça komplike bir şey.
Son zamanlarda yeniden tanımlanan "Sağlıklı Beslenme" prensiplerinde ise, dünya artık tüm tahıllardan uzak, kaliteli yağ ve hayvansal proteinden zengin, bol çiğ sebzeyle desteklenen ketojenik, alkali tarzı beslenme düzenlerinin peşinden gidiyor. Şahsen ben de o konuda oldukça ikna olmuş ve basit karbonhidratlardan uzaklaşmaya çalıştığım bir noktadayım.
Şimdi bu yukarıda saydığım beslenme tarzı da glutensiz. Haşlanmış organik tavuk hem yararlı hem glutensiz bir besin mesela. Aynı şekilde organik pırasa, mis gibi tarla domatesi de glutensiz. Bunlar zaten özünde gluten içermeyen gıdalar. Siz eğer, tercih değil de zorunluluktan, glutensiz diyete başlamışsanız, ya tüm tahılları terk edip, ultra sağlıklı diyete geçerek 150 yaşına kadar yaşamaya niyet edersiniz, ya da glutensiz ekmeği yemeğin suyuna bandıra bandıra yiyip, yiyende yemeyende ölmüyor mu arkadaşım, mantığını benimseyebilirsiniz. Bu kısım beni hiç ilgilendirmez, bu kısım yalnızca sizin bileceğiniz iştir.
Şimdi gelelim benim işime, Glutensiz Fırın'a!
Adı üstünde Glutensiz Fırın! Ne anlamanız gerekiyor bu marka isminden? Glutensiz unlu mamüller arkadaşlar! Ekmek, pasta börek, kurabiye falan. Hiç bir doktorun sağlıklı beslenme için bunlardan önerdiğini duydunuz mu? Sizce ben ne vaat ediyorum müşterime? Doğru cevap; Glutensiz hamur işleri. İsmi Glutensiz diye sağlıklı ürünler dükkanı olmak zorunda değil. Ben glutensiz börekle 25 kg vermenin yolları desem, nişastayla kalp hastalıklarını yenin falan desem, (burda terbiyemi bozuyorum dayanamadım,) gelin ağzıma sıçın! Ben diyorum ki, glutensiz börek yaptım. Biliyorum ne kadar özlediğinizi, ben de özlüyorum çünkü. Biliyorum ki yasak olunca, insanın içi daha çok çekiyor, pizza kokularını içine çeke çeke hıyar kemirmek kolay değil diyorum. Bunu bu kadar dramatize etmemek gerek doğrudur ama, yasak başka şey, tercih başka şey.
Siz hayatınızdan nişastayı da çıkarırsınız ne güzel, ama başkasına neden hala nişasta yiyorsun diyemezsiniz çünkü neden? Çünkü o sizin sınırınızı aşar. Fikriniz sorulursa söylersiniz, sormazsak susmayı bi öğreniniz.
Elmayla armut kıyasına dönersek, ikisi de meyvedir ama biri armut biri elmadır. Glutensiz beslenme ana başlıktır. Bir sürü alt başlığı olabilir. Siz isterseniz karabuğday, nohut unu, badem tozuyla beslenirsiniz, ister onları da hayatınızdan çıkarırsınız. İster, psikolojim buna hazır değil, beyaz ekmek muadili bir şey lazım bana dersiniz, orada patron sizsiniz.
Şimdi konuyu toparlamak gerekirse; benim mesleğim pasta şefliği! Pasta ve hamur işi aşçısıyım. Çölyaklı olduğum için unlu mamüllerin glutensiz versiyonlarını yapıyorum, Türkiye'de bunu yapan ilk çölyaklı şefim.
Gluteni diyetten çıkarmak faydalıdır diyor uzmanlar, eğer çölyak değilseniz bile gluten çok gerekli bir madde değil. Sağlıklı beslenme pek tabii ki, börekle pastayla olmaz, şunu açıklamak zorunda kalmam bile çok yazık.
Hayatta her şey de olduğu gibi, beslenmede de en önemli unsur "denge". İlişkilerde ve iletişimde de öyle. İsterseniz tahılı toptan çıkarın beslenmenizden (çok işe yaradığını kişisel deneyimlerime göre söyleyebilirim), ister sınırlayın, "şimdilik" sağlıklı olduğu söylenen karabuğday ve kinoa ile beslenin (30 sene önce hepimize sütü pompaladılar; şimdi içmeyin diyorlar, 80 doğumlular margarinle büyüdü; kimse Sana yağa dava açmadı bildiğim kadarıyla)
Yeni öğrendiğiniz bilgileri, hoşunuza giden şeyleri eş-dostla paylaşın, tartışın tabi ama, bana mesaj atıp nişastayla yapılan ekmek bok gibi oluyormuş nasıl böyle bir şey yaparmışım, o bırakmış her karbonhidratı doğrusu oymuş bıdı bıdı gibi şeyler yazmayın. Çünkü bana ne! Çünkü ne bekliyorsunuz, siz bunun doğru olmadığını söylediğiniz için dükkanı mı kapatacağım? Başkalarına ne yapıp yapmayacaklarını söylerken, gerçekten hiç mi, lan bu benim üzerime vazife midir, değil midir? Diye düşünmüyorsunuz? Gerçekten hiç mi utanmıyorsunuz kendinizi bu kadar önemsemekten? Vallahi Pess!
Bir de üzerinde yeterince durmadığımız bir konuya deyinerek kapanışı yapıyorum; stres! Tüm hastalıkların temel nedeni, gazete başlığıyla, çağımızın vebası! Sadece trafik ya da geçim sıkıntısıyla olmuyor. Gün boyunca maruz kaldığımız tüm olumsuzluklarla tetikleniyor. Bu basit sosyal medya mesajları, iş arkadaşınızın götünüzü süzerek tatlım senin 3 değil bi 7 kg falan vermen lazım demesi, kızım bak bu kadar marjinal olmak zorunda değilsin, şu botoksu bi yaptır alnın çok fena kırış kırış denmesi, e ama 40 a geldin çocuğun olmayacak, hayat sana güzel amk bol bol geziyon valla nerden geliyorsa bu para? Gibi bir çok toksik etkiye maruz kalıyor ya da insanları maruz bırakıyoruz. Onun yerine nasılsın? demeyi öğrensek, iltifat etmeyi bir alışkanlık haline getirsek, başkalarını zehirleyince kendi yaralarımız iyileşmeyecek bunu bir görsek misal, hepimiz için hayat daha güzel olacak ve bizim gibi otoimmün bünyeler gluteni şekeri bırakmış gibi rahatlayacak, inanın bana...
Şimdi kalın sağlıcakla... Bu kadar çemkirmenin üzerine güzel bir kek tarifi hak ettiniz bence, sözüm olsun ilk fırsatta bombastik bir tarif paylaşayım sizinle ;)

Yorumlar
Yorum Gönder