Çölyaklılar için hayatın gerçekleri bölüm:3

Bu günkü yazıma sizlerden özür dileyerek başlayacağım.
Ben bu blogu yazmaya karar verdiğimde bu kadar sevileceğini tahmin etmemiştim, uzuuuun bir süre de kendi kendime takıldığımı düşündüm. Bu sebeptendir ki; bu blogu açarken dandik bir e-mail adresi oluşturdum, hani hep kullandığım e-mail adresimi kullanmak istemedim en başta... işte bu yüzden luciolakim@gmail.com adresini pek sık kontrol etmiyor(d)um. Geçen gün bir bakayım dedim ve sizlerden gelen 5-6 mesajla karşılaştım, hemen hepsi de 1 ay önce yazılmış! Bu arkadaşlara geç te olsa teker teker cevap verdim fakat bu kadar geç yazdığım için çok utandım! Şunu belirtmek isterim ki, gerek e-mail den gerek facebook tan attığınız bu güzel mesajlar beni çok ama çok mutlu ediyor! Sanırım çölyaklılar arasında psişik bir bağ var, ne zaman moralim bozulsa, biri canımı sıksa sizlerden harika e-mailler mesajlar geliyor, ve ben bu işlere neden kalkıştığımı hatırlayıp, silkinip kendime geliyorum!

Bu aralar yine çok doldum ve bağırıp çağırmak yerine yazmaya karar verdim. Sizlerden gelen bazı mesajlarda diyor ki; nasıl bu kadar pozitif olabiliyorsunuz, yaşama sevincinizi ne güzel vs. Evet yapı itibariyle olumlu bir tipim, öyle dramalardan pek hoşlanmam. Ama sonuçta insanım, çölyaklı bir insanım ve benim hayatımda aslında sizinki kadar zor! Neden mi? Çünkü;

  • Çölyaklı olmak; iradeli olmaktır, iradeli olmak bazen aşırı sinir bozucu olabilir zira her insan gibi siz de bazen kuralları, yasakları çiğneyip, amaaaan bee demek istersiniz, "normal" olmak istersiniz, ama olamazsınız, çünkü; çölyak doğuştan gelen bir hastalıktır ve ömür boyu o "irade" nizle barışık yaşamak zorundasınızdır!
  • Çölyaklı olmak; sabahın köründe işe giderken simitçiye hasret dolu gözlerle bakmaktır!
  • Çölyaklı olmak; canınız sıcak poğaça çektiğinde, ancak "evinizdeyseniz", uğraşıp yapıp yiyebileceğiniz gerçeğidir.
  • Çölyaklı olmak, güzel yemeklerden mahrum kalmak değildir aslında, ama bu güzel yemekler için "sizin" çaba sarfetmeniz gereğidir. Ve bazen bir kimyager edasıyla çalışmak zorunda olduğunuz gerçeğidir. Çünkü glutensiz unların hepsi farklı özellikler taşır ve siz her denediğiniz una göre farklı ölçüler bulmak ve bu gerçek ölçüleri bulana kadar da tekrar ve tekrar denemeler yapmalısınızdır!
  • Çölyaklı olmak; kaşarlı dürüm için ağlayabilmektir, ya da arkadaşınız yediği pizza için içinizden şiir yazmaktır.
  • Çölyaklı olmak, dışarıda yemek yiyemediğiniz için sinirlenip, aşçı olmaya karar vermektir!
  • Çölyaklı "aşçı" olmak; eminim çok güzeldir, ben henüz olamadım, umutsuz denemelerim devam ediyor.
  • Çölyaklı "pastacı stajyeri" olmak; denediğiniz cup cake lerin korkunç olabileceği gerçeğidir. "Normal" cup cake yememiş biri glutensizini nasıl yapar? Bu soruya cevap aramaktır...
  • Çölyaklı olmak, normalde yüzüne bakmayacağınız bulaşık süngeri kılıklı ekmekleri bulunca mutlu olabilmek, ve onları deep freeze'e stoklamaktır.
  • Çölyaklı "pastacı" adayı olmak; diğerleriyle rekabet edemeceğiniz gerçeğidir, ama onlarda glutensizi sizin kadar iyi yapamazlar zira; çölyaklının ihtiyacını yine bir çölyaklı anlar!
  • Çölyaklı olmak, "glutensiz" kelimesini, 4-5 dilde söyleyebilmektir! (bakınız ithal unların üzerini okuyarak, ispanyolca yemek tarifi çözmeye çalışmak; misal; sin gluten= glutensiz)
Gördüğünüz gibi benim de içimde zaman zaman böyle fırtınalar kopuyor, bu kendi içimde yaşadığım dramaların yanı sıra bazen de, yine kendi kendime sinir harbi yaşıyorum ve o zamanda farklı bir yönüm ortaya çıkıyor; kötü Selin! Takip edenler bilir, genelde kafamda karikatürlerde ki gibi konuşma baloncuklarıyla yaşayan biriyim, dışarıya karşı susup, konuşma baloncuklarıma kusuyorum zihnimden geçenleri, çok ta eğleniyorum ne yalan söyliyeyim;
- Ustam; Selin, beni yanlış anlama ama sen gelmişin 29 yaşına, bu yaştan sonra pasta şefi olamazsın ki!
* baloncuk no1: Sen oldun da ne oluyor, hazır pandispanyadan kıçı kırık pastalar yapıp kendini "pasta şefi" mi sanıyorsun? Ayrıca frenboğaz diye bir meyve dünyanın hiçbir yerinde yok, frambuaz o!

- Usta no2: Bi glutensiz ekmeğimiz eksikti, bu nerden çıktı başımıza şimdi!
* baloncuk no 2: (işte burda gerçekten "kötü" oluyorum); umarım sende de çölyak çıkar o zaman anlarsın nereden çıktığını yavşak!

-Ustalar topluluğu: Selin yanlış anlama, ye yani birşey demiyorum tabi ama, bu glutensiz ekmeği sen takip et, bitince haber ver, hani hep sen yiyorsun sonuçta!

* baloncuk patlamak üzere; lan sabah 1 dilim yiyorum, 10 gün yesem 1 ekmek anca eder! (ekmeğim yok, fırınım bozuk ondan yoksa normalde kendi ekmeğimi zaten kendim taşıyorum), senin yaptığın, ya da her denemede yapamadığın o tuhaf ekmeğe de kalmadım!

- Evde kaldığımı düşünen ve bu durumu üstüne vazife edinen makarnacı; ya sen niye evlenmedin? Yaptığın yemekler kötü oluyordur senin tabi di mi?
*baloncuk no 4; ya sabır!

-makarnacı ısrarcı: di mi? O senin yediğin yemekler kötü oluyordur di mi? Kocana pişirsen yemez ki, di mi? ondan mı evlenmedin sen? evet evet ondandır... senin işin de zor, kimse yemezki o yemekleri... evet evet (kendince bir cevap bulup rahatlar)
*Baloncuk no 5: benim yaptığım yemekleri beğenmeyecek adam anasının karnından doğmadı, beğenmezse eğer, kalkar kendi yapar bana glutensiz yemeği, bende afiyetle yerim! Ona da itirazım olmaz. Kaldı ki, seninle evlenen kadın o sırada ne düşünüyordu acaba? Yani bir insan seninle evlenebilmek için ne kadar çaresiz olabilir ki?

-Ustam: Selin yanlış anlama! (cümle böyle başlayınca hep bir bomba patlıyor), bu iş kadın işi değil! Yani stajyer halinizle yoruluyorsunuz hemen gitmek istiyorsunuz, çalışsan ne yapacaksın? Çalışamazsın, bu iş kadın işi değil!
* baloncuk no6: Pastacılık bal gibi kadın işidir! Sen o kaba ellerini çek bir kere pastalardan, git paşa paşa sütlaç falan yap "pasta" şefi. Baloncuk biraz büyüyor; artı; ben zaten 9 saat it gibi çalışıyorum senin götünü toplayacağım diye canım çıkıyor, "hemen yorulmaktan" neyi kast ediyorsun? Hani, yumurta kırıp, un tartmaktan, etrafı toparlamaktan başka birşey zaten yaptırmıyorsun, ve bütün bunları bedavaya yapıyorum, ne için fazla mesaiye kalacağım bana bi bunu açıklar mısın?

- En son; kafası 24 saat "iyi" gezen ve suratıma bakıp "canısı canısııııı" diye şarkı söyleyen, bütün işleri bana yaptırıp kendi başı kesik tavuk gibi (Bengicim kulakların çınlasın) şuursuzca ortalarda gezinen tipe bir çift lafım olacak;
* baloncuk no 7: Allah aşkına bir aynaya bak!

Oh be! Baloncuklarımı deşifre edip rahatladım! Valla yazının başında ağlamak istiyordum, şimdi sırıtıyorum! Evet benim "cici" olduğumu düşünen tüm takipçilerim, glutenfreak chef'in çirkin yüzüyle de karşılaştınız artık, bütün sırlarımı biliyorsunuz, evet ben lay lay lay diye kek yapan tipim, aynı zamanda iflah olmaz hayalperest ve "amaaaaan be" ciyim, diğer yandan kaşarlı dürüm için ağlayabiliyorum ciddiyim; pizza için şiir yazmadım ama o kapasiteyi gördüm kendimde ve evet sinirlendiğimde "içimden" böyle söyleniyorum, hatta son zamanlarda biraz dışardan da gerizekalı falan demeye başladım! İçimden dediysem, içimden küfrettiğimin yüzüne gülemiyorum malesef! Evet ben sinirlendiğinde "domuz" a dönüşenlerdenim!

İşte böyle, hayat her zaman lay lay lom değil; ama ben elimden geldiğince öyleymiş gibi davranmaya çalışıyorum! Aslında bu "içte birikenler" dışında da gayet başarıyorum!

Önümüzde ki günlerde, glutensiz taze makarna deniyeceğim, ilk denemem evlerden uzak olsun cinsindeydi, bir kaç ipucu aldım bir de öyle deniyeceğim. Bunun dışında tatlı vs. denemelerimde devam edecek... tek eksiğim annem! 2 aydır Bodrum'da keyif çatan anneciğimi çoooooooooooook özlemekle beraber, bozuk olan fırınımızı da yaptıracağını umut ediyor, ve muhteşemmmmmmmmmm denemelerimi yapmak için onun eve dönmesini bekliyorum!

Sevgiyle kalın, glutenden uzak durun! Kaşarlı dürüm görürseniz benim içinde ağlayın, açılırsınız!

Yorumlar

Popüler Yayınlar