Glutensiz Karabuğday Fokaçyo (Foccaccio)
Karantinasını sağlıkla geride bırakıp, sosyal izolasyonuna devam eden şefinizden selam olsun size sevgili çölyakdaşlarım!Evet dünya olarak çok farklı zamanlardan geçiyoruz. Bir yandan zengin-fakir dinlemeden tehlike saçan bir virüs salgını, bir yandan elimizden gelen tek şey eve kapanmak ve doğal olarak ekonomik endişeler içinde yüzüyoruz. Çalışmak zorunda olmayıp ya da işi evden çalışmaya uygun olanlar olarak eve kapananlar olarak farkında olmadan hiç tecrübe etmediğimiz travmanın içindeyiz. Öte yandan hala çalışmak zorunda olup, bu ortamda ekstra bir endişeyle işe gidip gelmekte olanlar var. Bu süreç inşallah sağlıkla atlatıldığında, hiç bir şey bıraktığımız gibi olmayacak. Bu virüs bir günde mucizevi bir şekilde ortadan kaybolsa bile, eski alışkanlıklarımıza hemen geri dönebilecek miyiz? Ne bileyim metrobüse yer kapma dışında bir endişe duymadan binebilecek miyiz? Ya da sinemaya, alışveriş merkezine, konsere gönül rahatlığıyla gidebilecek miyiz? Eşi dostu, oo hoşgeldin diye şapur şupur öpebilecek miyiz?
Evde kalmak şu an yapabileceğimiz en doğru şey, eğer kalabilirsek tabi. Ben şanslılardanım. 14 Mart'ta Almanya'dan dönüp ailecek 14 günlük karantinaya girdik, çok şükür hiç bir sorun yaşamadan atlattık. İzmit tarafında bir çiftlik evimiz var, 15 Mart'ta geldik ve hala buradayız, bizden başka 3 aile daha var hep burada yaşayan, onlar dışında kimseyle görüşmüyoruz ki onlarla da zorunlu hallerde uzaktan iletişim kuruyoruz. Haftada bir mutfak alışverişi dışında dış dünyaya pek karışmıyoruz. Herkesin evlere kapandığı bu günlerde, ormanlık açık bir alanda olmak, farkındayım büyük bir nimet.
Dükkan 14 Mart'tan beri kapalı, Nisan boyunca da kapalı olacak. Ne zaman açabilirim bende bilmiyorum. Şu aşamada bir kaç ekmek, poğaça için hem sizin hem kendi sağlığımı tehlikeye atmayı saçma buldum. Evde kalan herkes gibi bende de bir rehavet tehlikesi var tabi. Bir de burası genelde haftasonu geldiğimiz bir yerdi ki, ben normal şartlarda senede 2 -3 kere ancak gelebiliyordum, haftanın 6 günü çalıştığım için. Şimdiyse sürekli haftasonu modundayız. Sabah güne başlamam 10:30-11:00 i buluyor, uyku düzenim çılgınca değişti, 22-23 gibi sürünerek yatağa girerken, şimdi gece 1-2 den önce yatamıyorum. Geç kahvaltı, biraz telefon biraz yemek tarifi, çok yattım azıcık ip atlayayım falan derken 5 çayı ritüelimiz var bir de... İlla o çay demleniyor ve yanında bir şeyler atıştırılıyor, utanmadan bir de akşam yemeği yiyiyoruz... Elimden geldiğince bu pinekleme ve yiyip yatma durumuna karşı durmaya çalışıyorum. Neyseki ev İstanbul'dakinden büyük ve doğa içinde olduğu için, temizlik hiç bitmiyor. Sil, süpür, toz al derken kan-ter içinde kalıyorum, 2 gün sonra yine hiç temizlik yapılmamış gibi... Diyeceksiniz ki, derdin bu mu (sonuna ayıplı bi kelime belki?) Derdim falan değil tabi, dedim ya; şanslıyım. Biraz birikmişim vardı kenarda, dükkanın kirası yardımcımın maaşı falan derken bir süre idare edebilirim. O bir süre bittiğinde durum ne olacak, nasıl olacak bilemiyorum. Bunlara odaklanıp kaygı atakları geçirmek yerine, içinde olduğum anı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyorum. Çünkü yapabileceğimiz başka bir şey yok. Yıllardır kişisel gelişim uzmanlarından duyduğumuz "anda kalmak" deyiminin anlamını zorla idrak ettiğimiz zamanlardan geçiyoruz. Ben de elimden geldiğince, güzel günlerin hayalini kurmaya devam edip, içinde bulunduğum anı elimden geldiğince iyi değerlendirmeye çalışıyorum.
Çok iyi bir izleyici değilim, izlemediğim bir milyon dizi, film falan var hala da çok bayılmıyorum, henüz bir diziye başlamışlığım yok. 2-3 senedir doğru düzgün kitap okuyamıyordum. Konsantre olamıyordum bir türlü. Yarım bıraktığım kitaplarımı aldım geldim, bir kaç sayfa okudum... yok yine gitmiyor. Getirdiğim kitaplar bilgi dolu kitaplar ve şu anda kafam onlarla dolmak istemiyor. Kafam bilmediğim diyarlara gitmek, boş beleş konularla dağılmak istiyor. Bunun için en iyi kaynak küçük odadaki kütüphane! Annemin genç kızlık dönemlerinden kalan kitaplar falan var. Tarihi romanlar, bilim kurgular, edebiyat klasikleri falan derken, dişime göre bir şeyler buldum! Tabi ki kimseye bir faydası olmayan, aşırı drama içeren aşk romanları! Bayılırım! İskoç şövalyelerle, inatçı minik şık hanımlar arasında başlayan, türlü talihsizliklerle süslenen ve mutlu sonla biten hikayeler. Okuma yeteneğimi kaybetmemişim. Sadece istesem de fazla kültürü beynim almıyormuş :) Ben de böyle bir insanmışım meğerse, bunu kabul edip 1.5 günde bitirdiğim 400 sayfalık romanlara ve 1400'lü yıllarda geçen gerçek dışı romansa gömüldüm.
Kendimi gömdüğüm tek şey bu romanlar değil tabii ki; bir de mutfak var! Orada da bir mücadeleye giriştim. 7/24 çay saati konsepti olmaz, denge lazım. Hem sağlığımız ve bağışıklık sistemimiz, hem de büyüyen popolarımız için! Neyse fırsat bu fırsat derken bir yandan videolar çekip youtube kanalıma eklemeye hemde buraya yazmaya çalışıyorum.
Bugün vereceğim tarif, hem karabuğday yani greçka unundan, hem lezzetli hem de zahmetsiz ve herkesin yapabileceği kadar kolay bir tarif. Bu ekmeği yapmak için, büyük mikserlere, profesyonel tekniklere falan ihtiyacınız yok. Ben bayağı plastik leğen gibi bir mutfak kabının içinde yapıyorum her şeyi. Unu gramla vereceğim bu tarif için bir mutfak tartısına ihtiyacınız var ama bana küfretmeyin.
Glutensiz Karabuğday Greçka Fokaçyo Ekmeği;Malzemeler:
- 325 gr. karabuğday unu
- 1 tatlı kaşığı tuz
- yarım paket instant maya (su da çözülmeyen)
- 2 su bardağı su
- 1 büyük soğan
- zeytinyağı
- 1 yemek kaşığı nar ekşisi
- taze kekik
Yapılışı:
- Soğanı yemeklik doğrayıp, bol zeytinyağında kavurup bir kenara alın.
- Karabuğday unu ve tuzu karıştırın. Sonra yarım paket mayayı ekleyip yine karıştırın.
- 2 bardak suyu ekleyin, nar ekşisini ekleyin yine karıştırın.
- Hamur muhlama kıvamına gelene kadar ki 2 dk falan sürüyor, iyice karıştırın.
- Kavrulmuş soğanları ve kekiği ekleyin, güzelce karıştırın.
- İçine yağlı kağıt serilmiş bir fırın kabına (borcam vb olabilir) alıp oda sıcaklığında mayalamaya bırakın.
- 45 dk falan mayalandıktan sonra, 200 derece önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 20-25 dk pişirin.
- Yükseltilmiş fırın telinin üzerine alıp, soğumasını bekleyin, sonra afiyet olsun!
Fokaçyo Glutensiz Ekmek derslerinde de öğrettiğim ve çok sevdiğim bir İtalyan ekmeği tarifi. Glutensiz un karışımıyla yaptığım zaman, yapılışı biraz daha farklı oluyor. Ama gördüğünüz gibi bu tarifte yoğurmaya gerek yok. İhtiyacınız olan tek şey, bir spatula ya da tahta kaşık, hiç biri olmazsa bir yemek kaşığı.
Orjinal Fokaçyo tarifinde hamurun içine bal koyarız, ama hem bal pişmeli pişmemeli mi tartışması yüzünden, hem de renk verdiği için ben dükkanda yaparken içine biraz pekmez koyuyorum. Burada pekmezim olmadığı için nar ekşisi koydum, hem biraz renk hem de lezzet verdi. Siz evde hangisi varsa onu kullanabilirsiniz.
Baharat konusuna gelince, elimin altında taze kekik vardı onu koydum, taze kekik yoksa gidip, market market gezmenize tabii ki gerek yok. EVDE KALIN! Kurutulmuş kekik te aynı işi görür. Biberiye varsa ooofffff! O da çok yakışır ki yine orjinal reçetede (tarifin başka adı) taze biberiye var zaten. Hiç biri yoksa basın soğanı, bu tarifin olmazsa olmazı soğan :)
Pişirme süresi hep söylüyorum; fırından fırına değişir, benim dükkandaki fırında 15 dk pişiyor, evdeki midi fırında 25 dk. yı buldu.
Yükseltilmiş tel dediğim şey şu; sıcak ekmek dışarı çıkınca nem yapıp ıslanmasın diye; telin üstüne almanız iyi olur. Fırındaki teli çıkarıp, ters çevirdiğim kül tablalarının üstüne koydum. Direkt tezgahın üstüne değmesin, altı boşluk olsun diye. Böylece altı nem olmadı hem de altı üstü aynı anda soğudu;)
Son olarak, bu ekmeği zeytinli ya da kurutulmuş domatesli yaparsanız 10 numero olur! Ben zeytin sevmediğim için koymadım. Kurutulmuş domateslerimiz de maalesef bozulmuştu. Annem yazın heves etmiş kendi kurutmuş, üzerine zeytin yağı ekleyip kavanozlamış. Onu bulunca hazine bulmuş gibi sevindim ama meğerse çok ta kurumamış olacaklar ki; domateslere tövbe estağfurullah bir şey olmuştu...
Neyse sonuç ortada... Bence karantina günlerinde moral yükseltirken, suçluluk hissettirmeyecek bir tarifle selamlıyorum sizleri.
Youtube kanalım;
"Glutensiz olamayacak kadar iyi" böyle aratıp kanala abone olursanız, yeni video yüklendikçe haberiniz olur. Bu bloga da abone olabiliyorsunuz. 10 seneden fazladır yazıyorum, 30 abonesi falan var biri teyzem biri annem üstelik ayıptır! :)
Sağlıklı günlerde tekrar görüşmek dileğiyle!
Lütfen kendinize iyi bakın, bol C vitamini almayı, elleri yıkamayı, su içmeyi unutmayın!

Yorumlar
Yorum Gönder